Kadın, Kadına Şiddet ve Kadın İstihdamı


Kadın, Kadına Şiddet ve Kadın İstihdamı
 
Kadına Şiddet... Tek başına toplumun bir yarası gibi gösterilmeye çalışılan, hastalıklı bir bakış açısı ile hemen her kesim tarafından üzerinde kafa yorulan, toplum üzerinde sonucu tahmin edilemez tahribatlara yol açabilecek onlarca sakat çözüm yollarının üretildiği bir travma...

Toplum içerisinde statüsü ne olursa olsun her kes şiddete maruz kalabilmektedir bu ülkede. Öğretmen, Doktor, Avukat, Bakkal, Polis, Trafikteki Sürücü, Çocuk, Sporcu, Taraftar…

Çözüm adına kadına dokunulmazlık zırhı giydirilerek ne amaçlanıyor... İnsan sosyal bir yapı ile donatılarak yaratılmış bir varlık sonuçta. İnsanın doğasında toplumun genel yapısını yansıtan hal ve davranışları tekrar etmek var. Kavga eden, küfreden eden, bilinmeyenden uzak duran, ani refleks hareketlerde bulunan, ağlayan, tahrik eden, küsen, kandıran, aldatan, seven, âşık olan, korkan, yaralayan, öldüren... Neden ve sonuçları bilinen veya bilinmeyen davranışlar sergileyen bir varlıktır insan. Şiddetin her türlüsü ile mücadele amaç olmalıdır. Burada kadın ön plana çıkartılarak, çocuğa, diğer üçüncü şahıslara, kediye-köpeğe, ağaca vs. varlıklara yapılan şiddetin bir anlamda meşru gösterilmesi son derece yanlıştır. Her neye karşı olursa olsun, şiddete başvurmak ilkelliktir, eğer bu şiddet olgusu sistematik bir hal alabiliyor ise işte o zaman durum daha vahimdir.

Kadın aile içerisinde eştir, annedir yani her şeydir. Kadına şiddete yönelik öne sürülen çözüm yollarından birçoğu, kadının aile içerisindeki bu statüsünün temelden sarsılacağı, aile yapısının darmadağın olacağı sonuçları doğurmamalıdır. Her anlamdaki şiddetin önüne geçilebilmesi için toplumsal değerlerin, yaşam kurallarının yeniden yapılandırılması tabii ki bir zorunluluktur. Ancak toplumsal yapı içerisindeki her birey ve canlı önemlidir. Lokal çözümsüzlükler üreterek kadının tek taraflı yalnızlaştırılması, eşinden, ailesinden, toplumun ona yüklediği ulvi bakış açısından uzaklaştırılması düşünülemez. Bu anlamda birilerinin özgür kadın sınıfı oluşturmaktaki maharetini ve bu oluşumlarla yaşanan çürümüşlükleri gözden kaçıramazsınız. Erkek içinde durum aynıdır. Birbirine karşı sorumsuz yaşamlar, beraberinde kuralsızlıkları getirmektedir. Yüksek değer yargılarından oluşan kuralların hiçe sayıldığı, kuralsız yaşamlardan oluşan toplulukların akıbetleri unutulmamalıdır.

Toplumun genel yapısından kaynaklanan adaletsizlikler, çözümsüzlükler, zorluklar, kuralsızlıklar, keyfilikler kadın veya erkek tüm yaşamları olumsuz etkilemektedir.

     Toplumsal işleyişteki bütün hak ve özgürlükler, her alanda ve her birey için eşit anlamda düzenlendiğinde,

     Sağlık, eğitim, iş, eğlence vb. tüm yaşam alanlarında, çerçevesi önceden belirlenmiş kurallar bütünü ile hareket edildiğinde ki; yetkili ve yetkisizlerin iki dudağı arasında bu kuralların; adam kayırma, torpil geçme, mobbing uygulama, genel ahlak ve iş ahlakına uygunsuz tutum sergileme vb. keyfi uygulamalarla hiçe sayılmadığı sağlıklı bir yapı kurulduğunda,

    Torna makinasından çıkarcasına tek cinsiyetli insan üretmek yerine, cinsiyet statülerinin görev ve sorumluluklarını da içeren donanımların, eğitim önceliği ile bireylere öğretimleri gerçekleştiğinde,

    Bireyin öz benliğindeki görev, sorumluluk ve statüsüne öncelik verilerek iş hayatında ve sosyal hayatta gerekli düzenlemelere gidildiğinde, 

İşte o zaman toplum içerisinde kendisini güvende hisseden ve bilinmeyeni en aza inmiş olan insanın psikolojisindeki şiddet kavramı da minimize edilecektir. Kısacası insana gerçek anlamda değer verilmeye başlandığında, sistematik şiddet olgusu veba mikrobu gibi yok olmaya mahkûmdur. Aksi halde insanoğlu, toplum işleyişindeki sorunların çözüm yollarındaki çok çeşitlilik içerisinde, şiddeti de bir çözüm yolu olarak görmeye devam edecek, gücünün yettiği her şeye karşı şiddeti kullanmayı sürdürecek, bir süre sonrada bu davranış şekli önce alışkanlık, sonrasında örf, adet haline gelerek babadan oğula nesiller boyu aktarılacaktır. 

Kadın gerçekten çok özel bir donatı ile yaratılmış, görev ve sorumlulukları itibari ile toplumun temel taşı, ilk öğretmenidir. Kadına özde yüklenmiş görev ve sorumluluklar göz ardı edilerek yeni görev ve sorumluluklar asla verilmemelidir. Kadına karşı her alanda özel iyileştirmeler ve düzenlemeler yapılması zorunluluktur. Her kadını sosyal güvenceye kavuşturmalısınız. Çalışan kadına da ailevi durumunu gözeterek seçebileceği çeşitli mesai periyotları geliştirmelisiniz… Bu ve buna benzer iyileştirmeleri pozitif ayrımcılık isteği olarak basite indirgeyemezsiniz.
 

-              Kadının fiziksel yapısından kaynaklanan özel günlerini görmezden gelemezsiniz…

-              Aynı parayı O da alıyor... Mantığı ile erkekle aynı mesaiyi ve işi yapmasını bir kadından bekleyemezsiniz…

-              Kreş/Anaokulu/Okulu kapalı olduğu için çocuğunu bırakacak bir yer bulamamış ise çocuklarını da al işe getir diyemezsiniz…

-              Ahlaki yapının çürümüşlüğünü bahane ederek belediye otobüsünde ayakta seyahat etmesine müsaade edemezsiniz…

-              Savaş çıkmış gibi olmayan zorunluluk hallerini keyfi olarak yaratıp kadına anlık ek görevler yükleyemezsiniz…

-              Kadının giyim-makyaj-takı vs. hal ve hareketlerine karşı hoşgörüsüzlük yapamazsınız…

-              Evinde 0–3 yaş çocuğuna bakmak için işini geçici süre ile bırakan kadının hizmet sigortasını kesemezsiniz…

-              Hiçbir kadını sosyal güvencesiz bırakamazsınız…

-              Mesleğinin zorluklarını bilerek ve isteyerek o mesleği seçtiğini öne sürerek;  sen de Asker, Hemşire, Doktor, Polis, Öğretmen vs. olmasaydın gibi saçma sapan tespitlerde bulunamazsınız…
 

Hangi iş kolu olursa olsun bir bayandan, erkek personelin yaptığı her işi beklemek en büyük cahilliktir. Kadının fizyolojisini, ruh yapısını, toplumda ve ailesinde üstlendiği asıl görevlerini görmezden gelmek cehaletle dahi açıklanamaz… Böylesi bir tutum kadın nezdinde topluma yapılmış en büyük saldırı ve hakaret olur... 

İş hayatında kadının karşılaştığı sorunların nedenlerinden birisi iş planlamalarında yapılan beceriksizlikler olabilir. Ancak bu işin altında yatan, kurgulanmış büyük oyunlar da vardır. Bu oyunların asıl amacı kadını aile yapısından kopararak yüce bir kurum olan aileyi yok etmektir. Gece 13-14 saatlik vardiyalarda çalışan, aylık 250 saati aşan çalışma mesaisi olan bir kadın evine, eşine ve çocuklarına nasıl artı bir değer kazandırabilir… Özellikle kamuda böylesine ağır şartlarda kadın çalıştırılmasının önüne geçilememiş, kaçınılmaz aile parçalanmalarına, facialarına göz yumulmuştur. Kürsülerden yapılan veciz sözlerle sorunlar çözülmemiş, çözülüyor iması yaratarak toplumun kanayan yaralarının üzerine tuz dökülmüş, çürümüşlüğe yol verilmeye devam edilmiştir… Kadının çalıştığı ailelerdeki boşanmaların, parçalanmaların en büyük nedeni; kadının aile içerisindeki statüsünü kaybetmesidir... Evinizin işleri için bir yardımcı personel çalıştırabiliyorsanız, kendinize de bir metres bulmuşsanız aile bütünlüğü bir şekilde sürüyor… Aksi halde boşanmalar kaçınılmaz oluyor… Görmek istemesek de vahim tablo bu.  

Çalışan kadının ana istihdam noktaları memuriyetlerdir. Boş söylemleri bırakın kardeşim… Çıkarın bir yasa ve hangi meslek grubu olursa olsun asker, polis, öğretmen, ebe, hemşire, doktor vs. kadın çalışan rızası dışında; gece 7,5 saatten fazla, haftada 40 saatten fazla çalıştırılamaz deyin… Taban maaşın üzerine saat başı çalışma ücretleri getirin… İhtiyacı olan, eşi-çocuğu-annesi vs. aile efradından kaynaklanan sorun ve sıkıntıları olmayan kadını, tercihi üzere ek mesailerde çalıştırın. Ama bırakın bu planlamayı kadının kendisi yapsın… Kölelik düzeninden vazgeçilip teşvik ve uygun çalışma ortamları yaratıldığında ek mesai saatlerinde çalışacak kadın fazlası ile bulunacaktır. Dünya ve kendi ölçeğinizde makul çalışma sürelerini kamu ve özel tüm çalışma alanlarına hakim kılın… Suiistimallere karşı açık şikayet noktaları oluşturun ve gereğini anında yapın… Kadın adına yıkıcı etkilere sahip çalışma hayatında yaşanan mağduriyetleri derhal sonlandırın… Diğer taraftan 15 yıl hizmeti olan kadını istemesi halinde Asgari Ücretten emekli aylığı bağlayarak emekliye sevk edin... Alınacak bu önlemlerle gerçek aile huzurunu, toplum barışını ve kamu düzenini sağlayın, daha fazla neslin heba olmasının önüne geçin…  

Anlatılan bu iyileştirmeler iddia edildiği gibi kadın istihdamını azaltmaz aksine kadın istihdamında patlama yaşanır... İyileştirme yapıyorum diyerek; doğum başına erken emeklilik, ücretsiz izin sürelerinde artış, yıpranma vs. saçmalıklarını bırakın. Kadın erken emekli olmak istemiyor ki… Çalıştığı sürece çocuklarını rahat ve huzurlu bir ortamda, endişelerden uzak büyütmek istiyor, ailesini ikinci plana atmak istemiyor… Çocuklar büyüyüp annelerine ihtiyaçları azaldığında kadın neden emekli olsun kardeşim, aksine daha rahat çalışır… Çocuk başına borçlanma süreleri getirerek kadını ekonomik olarak sömürmek ne kadar etik?  

Kadını, çalışabileceği belli başlı sektörlerde köle gibi çalıştıracaksınız, kadının çalışma hayatında iyileştirmeler yapıyorum diyerek ekonomik olarak da sömürme yolları geliştireceksiniz ve bunu iyi bir şeyler yapıyormuş gibi kürsülerden haykıracaksınız… Yazıklar olsun size… Evet! Yazıklar olsun ki elinize tutuşturulan yalan yanlış bilgi notları, verilen yalan yanlış brifinglerle kandırıldığınızın farkında değilsiniz… Farkında değilsiniz ki idare olarak sorunun gerçek çözümüne dair adımlar atamıyorsunuz… Örneğin zorunlu olarak bordrolara yansıtılan komik fazla çalışma ücretleri üzerinden mesleği polislik olan bir kadını, 12/36 vardiyalarda ayda 235 saat çalıştırmak ne kadar etik? Böylesine angarya çalışma sisteminde, vardiyasını dahi sabit tutamamak, hemen her hafta sonu ek görevlere sevk etmek, hafta sonunu dahi planlayamaz bir yaşantıya mahkum etmek nasıl bir insafsızlıktır… Ekonomik ve mali çıkmazlarınızı, kadın-erkek insanları sömüren keyfi uygulamalarla çözeceğinizi mi düşünüyorsunuz? Vicdanlarınızı rahatlatmak için yayınladığınız genelgelere dayanarak yok böyle sömürü düzenleri demeyin… Ey kamu vicdanı! Çıkarılan kanunların, genelgelerin, yönetmeliklerin, tamimlerin nasıl yorumlandığını, nasıl uygulandığını hiç sorgulamaz mısın?  

Gerçek manada kadına yönelik iyileştirmelerin hiçbiri hayata geçirilemez… Çünkü esas amaç birilerine göre başka… Diğerlerine göre ise bambaşka… 

Kadına yönelik iş hayatında yapılacak iyileştirmelerin kadın istihdamını zora sokacağı büyük bir yalandır. Hangi babayiğit kadın istihdamından vazgeçecekmiş… Görülmüştür ki kadının ince ruhlu bakışının olmadığı hiçbir iş kolu başarı sağlayamaz. Kadının öncelikle bir anne, eş, ilk öğretmen, kutsal değerlerle övülmüş yüce bir varlık olduğu tespiti yapılmalı tüm adımlar bunun üzerine inşa edilmelidir. 

Toplumun kadına karşı bakış açısı büyük önem arz etmektedir. Bazı kesimler kadını sadece cinsel meta, estetik güzellik taşıyan bir obje olarak görme küstahlığını sürdürmektedir. Bu kesimler kendi bakış açılarına göre kadına toplum içerisinde tek bir rol biçtiklerinden, seçtikleri bu rolün ifası için kadına yönelik pozitif her türlü iyileştirmeyi, ne yazıktır ki kadınlar adına hareket ettiklerini söyleyerek reddetmeye devam edeceklerdir.  

Kadının gerçek rol, görev, sorumluluk ve statüsünün topluma yeniden hatırlatılması, mevcut doğal zırhının temizlenip parlatılmasına yönelik atılacak adımlar kesin çözüm olacaktır. Bu yapılmadan kadına yönelik yapılacak iyileştirmeler havada kalacak, toplumda genel kabul görmeyecek, çözüm de olmayacaktır. Tribünlere yapılan boş amigo söylemlerinin getirisini beklemeyin boşuna… Saygılarımla - 21.09.2013