Türk Polis Teşkilatının Hali

Türk Polis Teşkilatının Hali

İnternet üzerinden Sayın Cumhurbaşkanına yöneltilen soruların başında Polise Sendika Hakkının verilip verilmeyeceği vardı. Bu soru Köşke çıkan soru sahibi tarafından yüz yüze Sayın Cumhurbaşkanına da soruldu. Ancak alınan cevap hiç tatmin edici değildi. Geçmişte yaşanan bir takım olumsuzluklar dile getirilerek, sorun geçiştirilmeye çalışıldı. Polisin geçmişte iki ayrı dernek kurup kamplaştığı, ayrıştığı bir vakadır. Zaten konu tam anlaşılmadı her halde, Polis dernek kurmak istemiyor, sendika istiyordu… Polis neden sendika istiyor… Yakasına sendika rozeti takmak için değil herhalde. Yaşanan ve yaşanmakta olan sorunların çözümü için muhatap bulamıyor da ondan. Kaldı ki o dönemde yaşanan sıkıntılar ülke genelinde ve tüm kurumlarda yaşanmakta idi. Türkiye bir Hukuk Devletidir. Asıl vaka o dönemde aciz kalan siyasi iradelerin, hukuk çerçevesinde bu olumsuzlukları giderememeleridir. İdare, hukuk-eşitlik- adalet yerine zorbalık yöntemlerini kullanarak sorunları daha kronik hale getirmemeli haklı zeminlerde çözüm yolları bulabilmeli, hastalıklar çok yönlü araştırılabilmelidir…

Günümüzdü polis teşkilatı tamamen “Takdir”, “Uygun Görme”, “Keyfi Muamele” yasaları ile idare ediliyor ve bu durum kendine özerk bölgeler yaratarak yaşamaya alışmışların işine geliyor. Yanlış idari yapı, kurumsal mevzuatlar ve personel rejimi yüzünden polisin hukuk kurallarını uygulaması-uygulatması imkânsız hale getirilmiştir… Böyle olunca istediğiniz kadar kanun, kural, norm geliştirin hepsi havada kalıyor. Belli kesimlere uşaklık eden köle sınıfı olarak görülen polis teşkilatı, insan kalabalığından oluşmuş bir yığın olarak toplumda algılanıyor… Birey olarak Polisin kendine olan öz güvenini geliştirmesine, kişisel-ailevi-toplumsal açıdan kendisini yetiştirmesine-yenilemesine, mesleki olarak uzmanlaşmasına imkân vermeyen bir yapı söz konusu… Özel sınıf rütbeli kast yapısı bu durumu sürekli kılabilmek için büyük gayret içerisinde her daim. Aksi halde kendi özerk bölgeleri içerisindeki kazanımları kaybetmeleri söz konusu maazallah… Bu yönetimsel kast sisteminin en büyük korkusu, alt sınıf olarak gördükleri rütbeli, rütbesiz personelin çağdaş özlük haklarına sahip olmaları… Çünkü onlar için elzem olan sınırsız keyfi muamele alanlarının hiçbir kurala-kanuna tabi olmaksızın devamı… Personelin beceri, bilgi birikimi, tecrübesi, aldığı onlarca kurs-eğitim, güney otellerinde verilen fakat başka amaçlara hizmet eden bilgilendirme seminerlerin hiçbir önemi yok… Uygun bir ortam için pusuda bekleyen üst yapı, eline fırsat geçtiği an bir genelge ile tüm uzmanlık branşlarını iptal eder, yönetmelikleri yok sayar, personelin insan olmaktan kaynaklanan kişisel haklarını rafa kaldırır… Bütün bunları yaparken de siyasi iradeyi yalan yanlış bilgilendirerek taklasını atar, kamu yararını güttüğünü sürekli ikrarla asıl maksadını gizlemeyi başarır her defasında…

İnsan kaynakları açısından hiçbir plan ve program yürütülmez bu teşkilatta. Birimlerdeki çalışma süreleri, yeterlilik kriterleri vb. hiçbir konuya yer verilmemiştir. Her personel bir robot misali makine olarak, her işi yapar görülmüştür. Teşkilattaki olumsuzluklar; göstermelik brifingler, reklam şarkıları, gerçeklerden uzak Polisiye TV dizilerine verilen sınırsız destekler, dramatik reklam afişleri, reklam filmleri, cilalanmış araç-ekipman vb. ile tam tersiymiş gibi gösterilmiş, yapılabilecek düzenlemelerin, iyileştirmelerin önü bu şekilde de kapatılmaya çalışılmıştır her daim.

Meslek ekip işi ancak içinde bulunduğunuz ekibin faaliyetleri bir anda sekteye uğrayabilir… Neden mi? Alışıldık bir uygulama ile aynı şube veya birimde görevli personelin bir kısmı her an görülen lüzum üzerine başka yerlere, birimlere şıp diye atanabilir de ondan. Hiçbir gerekçe gösterilmeden, yapılan görevin, diğer birimlerle veya başka kurumlarla yürütülen koordinasyon hiçe sayılarak geniş kapsamlı rotasyonlar(zorunlu sürgünler) yapılır kadrolarda sürekli… Hiçbir hazırlık, ön bilgilendirme yapılmadan, hakkınızda hiçbir suçlama-kabahat olmadan, atfedilen kusurlara hiçbir savunma yapılamadan, bir sabah işe geldiğinizde görev yeri veya biriminizin değiştiğini görürsünüz bu teşkilatta. Bir anda şehrin diğer ucuna ulaşım, çocuğun okula bırakılması, bebeğinize gecede bakabilecek bir bakıcı bulmak vb. problemlerle yüzleşirsiniz ve bu kimsenin umurunda değildir, 168 yıldır da olmamıştır. Asayiş polisi bir gecede trafik polisi, trafik polisi bir gecede karakol polisi, Özel harekât polisi bir gecede koruma polisi olabilir, terör polisi bir gecede kendisini lojistik şubede, narkotik polisi bir gecede kendisini hassas nokta nöbet kulübesinde bulabilir… Çakı gibi personel yatış noktalarında, mesleğinin son demlerini yaşayıp 50-60 yaşında yürümekte güçlük çeken personel sokaklarda olabilir… Çarpık yapı içerisinde böylesine geniş kapsamlı keyfi atamalar, yer değiştirmeler bir zorunluluk olarak görülür zaten. Zira seçkin amir sınıfı, kendisine kul köle olmayı reddeden, kanunsuz emri, kişisel hizmeti yerine getirmeyen, fikri-ilmi ile uygulamalara eleştiri getiren, çok konuşup hakkını aramasını bilen personelini fişleyerek pusuya yatmış, böylesine genel rotasyon dönemlerini beklemektedir… Kurum içerisinde personel rejimine dair adilane, hakkı gözeten elle tutulur hiçbir kural, yöntem geliştirilememiş, yasal bir zemine oturtulamamıştır. Mevzuatta özel sınıf amirin yetkileri, hakları fütursuzca belirlenmiş, diğer personelin görev yetki ve sorumluluğu, özlük hakkı güvence altına alınamamış her şey keyfiyete, inisiyatife terk edilmiştir. Böylece kanunun gereğinin yapılması değil öngörülenin gereğinin yapılmasının yolu açılmış, mevcut düzen koruna gelmiştir.


Dikkat Yeni Amir Atandı…

Bir ile yeni atanan emniyet amirinin ilk icraatıdır bu genel yer değişiklik atamaları. İlk işi mevcut kadroda güvensizlik, huzursuzluk yaratmaktır. Nasıl mı? Hemen personel bilgi formları yenilenir… Güya nitelikli personel taraması yapılacakmış, şişkin kadrolar ortadan kalkacakmış... Bu bilgi formlarında personele çalışmak istediği ve seçmekte zorunlu olduğu başka birimleri göstermesi istenir. Böylece personele, her an çalıştığı birimde değişiklik olacakmış korkusu verilmek istenir. Kazan kaynatılır, huzursuzluk başlatılır, güven ortamı zaten yok iyice bozulmak istenir… Verilmek istenen korku yersiz aslında çünkü bu durum kimsenin umurunda değil artık, Polis zaten bu yaşanacakları bilir... Gelen yeni amir boş gelmedi, çevresindeki ulemanın ricaları ile dolu bir ajanda var elinde ve bu tavassutların gereğini, yeni personele yer açmak ve yerleştirmek şeklinde yapmak durumunda… Bu iç personel yer değiştirme atamalarında tavassutların gereği yapıldığı gibi ‘hıııı yeni amir bir şeyler yapacak…’ düşüncesini yaratarak üstlerine şirin gözükerek bir taşla iki kuş vurma becerisi de sergilenmiş olur… Oysa önceki yapılan çalışmaların hepsinin başarısız, önceki idarecilerin hepsinin de beceriksiz aptal olması olanaksız… Mantık almaz durup dururken yüzlerce personelin yer değiştirilmesine sessiz kalınmasını... Yaşanacak mağduriyetler, görevin devamlılığı ve sürdürülebilirliği, mesleğe küskünlüklerin artması kimin umurunda… Baştaki Vali veya Siyasi güç de gerekçesiz bu revizyonları görmezden gelir çünkü Türk Bürokrasisi böyle işliyor... Nadiren akli selim üst idare "sen ne yapıyorsun kardeşim..." diyor bazen ama huylu huyundan vaz geçirilemiyor… Böyle bir durumda olayın gerekliliğini savunmak için kanunsuz deliller oluşturulmaya çalışılıyor. Ali-Cengiz oyunu çok nasılsa… Personel üzerinde baskı kuruluyor; her bahanede 12/12 çalışma sistemine geçilerek, metro giriş çıkışlarında, otobüs-metrobüs duraklarında kep-çorap kontrolleri yapılarak, personele küfür ve hakarete varan amir kışkırtmaları vs. ile çarpık disiplin tüzüğü sayesinde savunma imkanı da vermeyen, böylece dışarıya da konunun sızamayacağı ceza uygulamaları başlatılıyor… Bu uygulamalarla revizyonun gerekçeleri suni olarak yaratılıp kamuoyu oluşturuluyor. Bu ve benzeri keyfiyetlerde azda olsa cesareti olan personel hukuk karşısında hakkını aramaya kalkıyor bazen. Ancak sonrası vahim… Sen misin dava açan. Mevcut kast sistemi hemen refleks tepki veriyor, bu durumdaki personelin kalan memuriyet hayatı yurt sathında zehir ediliyor… Örnek çok… Kazanılan haklı davaların sonrasında, uğranılan mağduriyetlere dair tazminat davaları mutlaka açılmalı ki keyfiyetler önlenebilsin belki de… Yani her polisin aile hekiminden önce bir aile avukatına ihtiyacı var aslında… Sendikalaşma sonrası yapılacak ilk çalışma da bu yönde olabilir. Mesleki tecrübelerine tecrübe katmak adına gönüllü baro ve avukatlar çıkacaktır… Çok eğlenceli renkli dava süreçleri yaşanabiliyor çünkü… Oysa suçu, kusuru, belli işlerde beceriksizliği olan personel gerçekçi adil yasal mevzuatlar getirilerek her zaman birim, hatta kurum değiştirebilir, meslekten dahi atılabilir.


Tavassut...

Tavassut olmadan yaşanan problemlere dair kurum içerisinde çözüm bulmak mümkün değildir. Göstermelik görüş günlerinde mazereti dinlenen personele sürekli aspirin tedavisi verilir… Psikolojik danışma merkezlerinde sorunların nedenlerine yönelik iyileştirme ve çalışmalar öngörülmez, personele sürekli sorunlarınızla yaşamayı öğrenmelisiniz telkinlerinde bulunulur… Personel yaşadığı sorunların çözümüne dair sürekli tavassut arayışı içerisindedir. Neden tavassut? En kolay aşılması gereken sorunlar dağlar kadar büyür bu teşkilatta da ondan… Karı-Koca polis olup aynı teşkilatta çalışan eşlerin aynı zamanda izin hakların kullanması dahi mucizelere bağlıdır mesela... Kurum içerisinde verilen pasaport, sürücü belgesi, araç devri, silah ruhsatı vs. hizmetlerde bir önceliğiniz, kurum personeline özel müracaat masaları yoktur. Oysa tüm kamu hizmeti veren kurumlarda ve hatta hastanelerde dahi kurum personelinin bir ayrıcalığı vardır, kurum içi motivasyon-dayanışma, birlik-ekip ruhu, personelin mesaisinin boşa gitmemesi vs. gerekçelerle… Emniyet teşkilatında, teşkilata ait otoparklara personel ücretli girmek zorunda bırakılır… Üst Kast sisteminin öngörüsüdür bu zorluklar… Üst idare sanki tavassutta bulunsunlar diye tüm personeli cendere içinde tutar… Bakanlar arasın, milletvekilleri arasın, akademisyenler arasın, elit tabakadan insanlar arasın aracı olsunlar, çevrem artsın isterler… Olmadı personel karşımda ezilsin, büzülsün… İdarenin hayalinde bu tavassutlara karşılık elde edecekleri makamlar ve türlü imkânlar vardır… Öylede olur… Kurulan bu ilişkiler ağı ile polis amirleri ilerde belediyelerde, özel şirketlerde bir yerlere müdür, genel müdür üst düzey yönetici olurlar... Teşkilat içerisinde bu yüzden tıkır tıkır işleyen bir çalışma sistemini, personel rejimini kimse öngörmez.

Emniyet teşkilatındaki öngörüsüz uygulamaların altında yatan en büyük nedendir bu tavassut… Personeli dışında hizmet verilen vatandaş da tavassutta bulunmak zorundadır… Nasıl mı? Pasaportu biz verelim, sürücü belgesini biz verelim, araç plakalarının harf ve rakam guruplarını biz seçtirelim ve istediğimiz ücrete vakfa para yardımı adı altında haraç keselim, noterlerde satış yapılsın ama ruhsat belgesini biz verelim ki kuyruklar oluşsun, işler yokuşa sürülsün ki vatandaş de tavassut arayışına girsin… Bilemiyorum belki de Türk insanının geninde var bu hastalık… Biz göçebelikten yerleşik bir düzene, yani gerçek-adil bir idari yapıya geçmeyi ne zaman başaracağız? Gerçek demokrasilerde düzen sorun oluşturmaz, tüm sorunlar çözüm yollarına kavuşturulur ve işler hiçbir şüpheye mahal verilmeden adilane işler… Kurallar, standartlar bütünü içerisinde yaşamayı ne zaman öğreneceğiz? Kimilerine göre hep barbar olarak mı kalacağız?

Bu teşkilatta özel sınıf amir olmak Beyaz Türk statüsünde olmak anlamına gelir… Bu yüzden üst idari yapıda mevcut düzenin değişimine dair büyük korkular vardır… Teşkilata çok çeşitli kaynaklardan amir atanıyor olması en büyük sorundur ve mevcut olumsuzlukların en önemli nedenidir. Personel önce POLİS olmayı özümsemeli, sonrasında başarı-liyakat-kıdeme göre yükselme öngörülmelidir dünyanın öngördüğü gibi… Böylece; rütbe ve makamın sadece görev alanlarının sınırlarını ve sorumluluklarını değiştirdiği, kimseye sonsuz ayrıcalık ve hükümranlık, küstahlık, hakaret etme yetkisi vermediği anlaşılır ve personelin köleleştirilmesinin önü kapanır, vatandaşa gerçek manada hizmetin önü açılır…


Poliste İş-Aile-Sosyal Hayat…

Personel bir insandır… İnsan hayatında da dönemsel yaşama dair zorunlu mazeretler olabilmektedir. Mesela doğum izninden dönen polis annenin bir bebeğinin olduğu, 0-3 yaş döneminde mutlak annesine ihtiyaç duyacağı kimsenin umurunda olmaz polislikte. Bu anne bu süreçte mesai saatlerine dair hiçbir düzenleme talebinde bulunamaz, geceli/gündüzlü çalıştırılır… Tüm personel gibi ayın yarısını birer gün arayla üst üste 13 saatlik gece görevlerinde, diğer yarısını da aralıksız cumartesi-pazar dahil 11 saatlik gündüz mesaisinde karakolda geçirir bu anne… Polis Memurunun hafta sonu izni olmaz… Hayatı boyunca Cumartesi-Pazar üst üste iki gün hafta izini kullanması mümkün olmadığı gibi, olağan üstü çalışma rejimleri sonrası fazla çalışmasının karşılığı olan istirahat iznini daha sonra kullanması dahi öngörülmemiştir. Personelin tamamı, hiçbir etik kriteri olmayan üç kuruşluk fazla çalışma tazminatı verilerek köle statüsüne alınmıştır...

Polis görevlendirmelerinde, denetlemelerinde gerçek manada hiçbir raporlama yapılmaz, lüzumsuzluklar veya ihtiyaçlar bu yüzden saptanamaz, saptanmak istenmez… Bekleme görevi adı altında kırık dökük belediye otobüslerinde gecenin ayazında sabahlara kadar, gündüzleri akşama kadar muhtemel olaylara karşı beklersiniz… Tuvalet ihtiyacınızı hayvanlar gibi ağaç diplerine yaparsınız,  verilen kumanyayı yiyemez aç kalırsınız, sabit görev yerlerindeki yığma taşeron işçi görüntünüz ile çevre esnaf ve vatandaşlarla hırgür yaşarsınız aylarca…

Görev talimatlarını amir okumaz bu teşkilatta, sorumluluğunda olmadığı halde memur da neden görev talimatını okumadın diye fırça yer… Memur görev talimatını olay mahallinde bizzat amirinden almalıdır oysa…

Gece mesaisinin, gündüz mesaisinin, hafta sonu mesaisinin, bayram mesaisinin, yasal çalışma saatlerinin hiçbir ayrımı ve önemi yoktur… Normal mesaisinin bitiminde spor müsabakası, konser, toplantı, şube nöbeti, sınav binalarında arama vs. ek görevlendirmelerle mesai hiç bitmeden devam eder yıllarca… Aynı günde yasal olmayacak şekilde birkaç yerde görevlendirmeler yapılabilir, Futbol müsabakası saat:16.00 da sen saat:10.00 da görev alacaksın, bu hafta sonu miting var çalıştığın haftaya ek fazladan çalışacaksın vs. saymakla bitmez, dedik ya kölelik… Görevlendirmelerde hiçbir planlama formülü, yöntemi geliştirilmemiştir, gerekte duyulmamıştır. Çünkü iş planlaması yapmak, iş akış şemaları oluşturmak, izin istirahat çizelgelerini oluşturmak insan kaynaklarında uzmanlık ister ve bu vasıfta polis amiri veya akademik idareci yoktur teşkilatta… Olsaydı bir şeyde değişmezdi, zira mevcut yapıda Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapanların hali içler acısı… Görevlere sevkte en kolayı her göreve olağanüstülük kılıfı giydirip karga tulumba kuvvet sevkiyatlarında bulunmaktır. Bununla, yaşanacak bir olumsuzlukta; "12/12 çalışma sistemine geçtik ve tüm personeli görevlendirdik" şeklinde sağlam bir savunma vermek amaçlanır... Oysa polisin görev direncini kıran, yıpratan, yoran böylesine akıl almaz uygulamalar son derece tehlikeli bir taktik hatadır. Polisin sürekli zinde, donanımlı, karşılıklı sevgi-saygı ortamında geliştirilmiş mesleki disiplin içinde, zihinsel-bedensel olarak da göreve hazır tutulması amaç olmalıdır. Aksi halde görevlendirdiğiniz polis ayakta uyur, çevresine duyarsız kalır.

Güvenlik tedbirlerinde yaşanacak olumsuzluklar-zafiyetler, her açıdan değerlendirmelidir. Nitelikli güvenlik tedbirinin alınıp alınmadığı, görevin ifasını imkânsızlaştıran veya zaafa uğratan nedenlerin kasıtlı olarak yaratılıp yaratılmadığı da mutlaka sorgulanmalıdır…


Karakolda Denetleme Var…

Bir şeylerin düzeltilmesi, aksaklıkların giderilmesi kurum içi ve dışından yapılan denetimlerle mümkündür. Gelin görün ki polis teşkilatındaki iç denetlemeler tam bir komedya… Denetleme amiri karakola gelir, sivildir, kendisini tanıyan yoktur, kendisi de kendisini tanıtma zahmetinde bulunmaz, sanki sokaktan geçen külhanbeyinin polise posta koyması gibi bir tavır sergilemektedir… Ne yapsın görevli polisler? Böyle bir durumda polisler doğrusunu yapıyorlar da iş sonradan açığa çıkınca karışıyor ortalık… Öncelikle saçma bir seremoni uygulanacakmış yani tekmil verilecekmiş… Nedir bu tekmil… Ananın adı babanın adı sonunda da vukuatım yoktur denerek bağırma… Düşünün ki karakol bir apartmanın altında ve her gece uykudaki vatandaş karakol nöbetçisinin bu bağırışı ile birkaç kez istirahatinden oluyor… Ya kardeşim tören mangası mı denetliyorsun sen… Görevli polisler "hoş geldiniz amirim dese, selamını da gösterse yetmiyor mu?  Kaldı ki 24 saat çalışan ve işleyen bir yapıyı, denetleme var diyerek durdurmak ne kadar doğru... Memurun yetersizlikler içerisinde hınca hınç cebelleşirken sorunlara çözüm olmayacağı bilinen denetlemeler kimim umurunda… Denetlenen yerdeki eksiklikler, aksaklıklar bunların nedenleri… Vatandaşın ihbarlarına yetişilemediği, yeteri kadar personel ve araç gerecin olmadığı, saçma sapan ek görevler yüzünden yeterli olan personel ve ekipmanın hiçbir zaman tam olarak kullanılamadığı, uzmanlık gerektiren işi yürütecek beceride-bilgide personelin eksik olduğu, kalifiye personelin ilgisiz alakasız yerlerde çalıştığı bu hali ile vatandaşa ve kamuya hizmetin imkânsızlığı hiç rapor edilmez nedense bu denetlemelerde… Memur tekmil denen seremoniyi göstermedi, şapkası başında yoktu, çorabı solmuş siyahtı, uyuyordu vs. konular ise hiç es geçilmeden rapor edilir neden ve sonuçları düşünülmeden araştırılmadan… Polis memuru 12 saatlik gece görevi sonrası sabah 08.00’da görevden çıkmış, ayna akşam saat:18.30 da tekrar göreve gelmiş… Ne yapsın? İnsan olmanın gereği bulduğu ilk fırsatta yani görevi başında uyuyacak…

Bu adamlar hastanede, postanede, sıcacık yerlerde, televizyon-bilgisayar masasında gece mesaisi vermiyor kardeşim… Sabahın ilk saatlerine kadar hırlı hırsıza laf anlatarak, hakaret küfür yiyerek, darp edilerek, yaralanarak, yağmurda ıslanıp soğukta donarak, aç kalarak, tuvalet ihtiyacını sıkarak mesai veriyor… Her hâlükârda böylesi bir mesaide maksimum 10 saat sonra insan tükenir.

Askerlik değil ki 18 ay sonra bitsin… Garnizonda değil ki ücretsiz yatak-yemek-tuvalet-duş-çamaşırhane-kuaför vs. imkânlardan olsun faydalansın…

Bir ömür boyu ayda 250 saati aşan böylesi çalışma sistemine kim dayanır?

Peki, hak ettiği ücreti alabiliyor Polisimiz? Alamıyor çünkü bu köle sınıfının çalışırken alacağı ücret, farklı yöntemle tespit ediliyor ve komik tazminatlarla kandırılıyor… Emekli olması durumunda ise komik tazminatlarda kesilince durum vahim hale geliyor… Yıpranma payı mı dediniz? Çıkarılan “Emeklilikte Yaşı Bekleme Zorunluluğu Yasası” ile yıpranma payının hizmetten sayılması avantajı da ortadan kaldırılmıştır.


Türk Polisi İnsanüstü Güçlere Sahip…

Memlekette polisin çalışmasında zaman mefhumu olmadığı gerekçesi ile bakanlıklarda, adliyelerde, müsteşarlıklarda, valiliklerde, kaymakamlıklarda saymakla bitmez birçok yerdeki ilgisiz işlerde polis çalıştırılır. Diğer memurların 24 saat esasına göre çalıştırılması maliyeti yükseltir çünkü...

Polisin çalışma saat sürelerinde ise dâhice buluşlar söz konusudur. Kendi aralarında 12/12, 12/36, 12/24 gibi tabirler kullanıyorlar… 12/12; 12 saat çalış, 12 saat istirahat et şeklinde, sürekli gece veya sürekli gündüz çalışma döngüsü, yat ve kalk işe git, başka bir şeye hakkın yok çalışma şekli yani… 12/24; 12 saat çalış, 24 saat istirahat et, gece ise 13 saat, gündüz ise 11 saat, bir gece bir gündüz çalışılarak, vücudun dengesini alt üst olduğu sistem… 12/36; bir ay içerisinde önce 6 iş gününün sonunda istirahat olmadan 7. günü de sürekli gündüz 11 saat çalışmak ki, bu haftada 77 saat çalışma demek… Devam eden iki hafta boyunca ise bir gece istirahat, bir gece görev şeklinde geceleri 13’er saatlik çalışma demek… Kalan son haftada ise yine 7 gün sürekli gündüz 11 saat çalışmak demekmiş… Her hâlükârda geceli gündüzlü ayda 250 saati aşan bir çalışma söz konusu polis için… Aşan diyoruz çünkü bazı görevlerde ikinci emre kadar görev yeri terki mümkün değil zira yılın yarısına yakın bir zaman diliminde; 12/12 çalışma sistemine geçilmesi modası var… Gerekçe toplumsal hareketlilik-anma günleri yıldönümleri, terör-asayiş olayları yıldönümleri vs. güvenlik açısından özel günlerin memleketimde bütün bir takvim yılına yayılmış olması… Ben bu çalışma şekli hesabının içinden çıkamadım, ayrı bir uzmanlık konusu valla… Birde 8-5 sürekli gündüz çalışan ve mutlaka hafta sonu da bir gün çalışmak zorunda olan, hafta sonunun diğer gününde ise genellikle bir ek göreve giden talihsizler varmış… Vallahi pes… Dünyada hayvanların dahi insanca çalıştırılmaları için kanunlar çıkarılırken, insanların çalışma saatleri haftada 40-45, ayda 160 saatlerde iken bizim polisimiz, geceli gündüzlü ayda en azından 250 saat mesai veriyormuş... Böylesi zor şartlarda ömrünü sürdürür polisimiz… Bu angarya hiç bitmez… Bir görevin bitimine müteakip 12 saat istirahat yapması dahi uygun görülmeden yeni günün mesaisi başlar bu teşkilatta... Örnek verdiler; Kahrolası futbol müsabakaları gece yarısı saat:00.00 da biter, stadın dağılması, eve varış vs. gece saat:02.00 da baş yastığa zor konur. Aynı sabah saat:06.00 da yeni günün mesaisi için kalkılır... Kim demiş dünyada kölelik bitti diye…

Utanmadan bazı memur kesimleri özelliklede öğretmenlerin birçoğu yıllardır kendi maaşlarını polisin maaşı ile kıyaslıyorlardı… Yahu polisin çalışma alanı ile sizin çalışma alanınız bir mi? Yaptığınız işin hangi yönü benzerlik taşıyor? Polis, öğretmenin eğitmeyi başaramadığı arsız ve uğursuzlarla uğraşsın dursun… Öğretmen rutin, önceden planlamış cetvel dairesinde günlük ne yapacağını bilerek huzur içerisinde işine gitsin gelsin… Hafta sonu izinleri, bayram izinleri, yılda iki ay yaz tatili, kar yağdı tatil, ocakta süt taştı tatil, sendika çağırdı Mitinge gideceğiz tatil, gecesi yok… Öğretmenler ek ders ücretini sanki almıyormuş gibi maaştan da saymazlar, polis neden fazla alıyor diye ver yansın ederlerdi… Sonunda başardılar artık polisten fazla maaş alıyorlar genel toplamda, bundan sonra gözlerini nereye dikecekler bakalım… Emniyet teşkilatında Teknisyen Yardımcısı olarak çalışanların maaşlarında dahi önemli iyileştirmeler yapıldı. Bir imkân verilse polislerin tamamına yakını insanca çalışma adına Teknisyen Yardımcısı branşına geçecektir... Böylesi özverili fazla çalışmaya karşılık maddi kazanç bir yana Polisin istirahati dahi garanti altına alınamamıştır...

Devlet Memuru Personel rejiminde böylesine ikilik yaratılması ve çalışanlar arasında sürtüşmelere sebebiyet verilmesindeki asıl hata tabii ki yürütmenin… Aynı çalışma haklarına ve şartlarına sahip olmamasına rağmen polis teşkilatını kasıtlı olarak 657 Sayılı Kanun içerisinde tutanlarda, polisi uzman personel, bir meslek erbabı olarak görmeyenlerde... Uzman personel, meslek erbabı unvanını kazanamaması için türlü oyunlara girenlerde kabahat…

Polis paralı asker konumunda ancak ortada garnizon yok çünkü yemesi-içmesi, uyuması maliyeti artırır... Gitsin evinde uyusun, yesin-içsin sonra hemen gelsin çalışsın… Bu mantık ile işler yürüyor. Polis demek uzaydan gelmiş, kaçak göçmen misali ucuz işgücü işte… Şimdi söyleyin bana hangi babayiğit bu düzeni iyileştirmek ister? Hiç kimse… Maazallah bu düzen bir bozulur, vatandaş bir uyanır da; "hani benim polisim, ben polisimi istiyorum, maaşını ben veriyorum kardeşim, bana hizmet etmeli… İhbarıma saatler sonra değil hemen ve caydırıcı bir güçle, motivasyonla, kendine güvenle gelmeli… Gece istirahatimi engelleyenleri kovalamalı, dünyada diğer ülke polisleri ne iş yapıyorsa benim polisimde aynı hizmeti bana vermeli, arkasında devlet, kanun ve kamu vicdanı gücü ile desteklenmeli…" derse kıyametin koptuğu gündür işte o gün…

Gerçekten öyle midir? Polisin çalışma sisteminde zaman mefhumu yok mudur? Hayır! Aslında bu konuda kasıtlı tam bir becerisizlik ve keyfi uygulamalar söz konusudur. Tabii ki Polis bir güvenlik birimidir ve olağanüstü şartların oluşması halinde gece-gündüz görevinin başında olacak, gerekirse günlerce, aylarca görev mahallini terk etmeyecektir. Bu özveri gösteriliyor zaten... Ancak bu olağanüstü durum hiç bitmez rutin bir hal almıştır... Böylesine özverili çalışmanın parasal karşılığının uçuk rakamlara varacağını bilen, bunun yerine istirahat verelim şeklinde yaklaşımlarda bulunan ancak bunu dahi gerçekleştirememiş, köle çalıştırma mantığı ile düşünen sivri zekâlar var bu memlekette… Ben amirken geliyorum, çalışıyorum sen de mecbur geleceksin kafa yapısına sahip, amir olmanın egosunu hücrelerine kadar özümsemiş, zahmetsiz ek maddi-manevi kazancı görmezden gelerek salağa yatan ancak amir olmanın mantığını anlaşamamış üstün zekâlar var bu memlekette… Dünya hayvanların çalıştırılması şartlarını iyileştirmişken bizde hala angarya devam etsin isteyenler var bu memlekette…

Günümüzde toplum yapısı karmaşık, çok yönlü bir hal almış, suç ve kanunsuzluk eylemleri sınırsız çeşitliliğe ulaşmıştır… Her konuda donanımı eksik bir yapıdaki polisiniz ile topluma huzur ve güven veremezsiniz…

Bu kuralsızlıklar bütünü içerisinde Polisin aldığı ücretin de yasal bir çerçevesi yoktur... Fazladan çalışma ücreti adı altında sabit bir ücret verilerek hukuk çiğnenir, bu ücret gerekçe gösterilerek çalışan personel insan değil, köle olarak görülür… Peşinen verilen bu cüzi ücreti neye göre takdir ettiniz? Cevap yok… Fakat yine bu işin altında pes dedirtecek bir zekâ var ki doğrusu bunu takdir etmek gerekir. Çünkü bu yolla hiçbir ek ödeme yapmadan polisi, asli görevi olmayan birçok işte dahi sürekli görevde tutup kullanabilirsiniz…

İnsanca çalışma yöntemlerini geliştirin ve polisin içinde bulunduğu disiplinsizliğe, vurdumduymazlığa, yılgınlık ve bıkkınlığa bir son verin artık… İnsan olduğunu unutarak her mevzuatın gereğinin yapılması işini polisin üzerine atmaktan da vazgeçin. Yaptığı işin hakkını alamayan birçok meslek grubu var belki fakat gelin görün ki hiçbirinde anlatılan böylesine bir kölelik düzeni yok.

Aslında söylenecek fazla bir şey yok belki de. Demokrasi böyle bir şey belki de... Demokrasiler hak/hukuk sistemleridir tabii ki ancak her kes için olmaz canım… Mutlaka avam tabakanın pis işlerini yapacak köle sınıfları oluşturulacak ki demokrasi yaşatılabilsin, şirin gösterilebilsin… İşte bu köle sınıflarının başında polis teşkilatı geliyor bizde. Gerçek demokrasi işçi-memur, diğer tüm çalışanlar, sade vatandaşlar, süslü vatandaşlar, üst düzey bürokratlar, alt düzey idareciler, başkanlar, bakanlar, zenginler, fakirler, Müslümanlar, gayri Müslimler vs. "Herkes için tavizsiz Adalettir."

09 Ağustos 2004 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 25548 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:
Kadın İşçilerin Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelik

İKİNCİ BÖLÜM

Kadın İşçilerin Gece Postasında Çalıştırılma Süresi:
Madde 5 — Kadın işçiler her ne şekilde olursa olsun gece postasında 7,5 saatten fazla çalıştırılamaz… der. Ama o kadın Polis Memuru bir kadın ise bırakın 13 saat gece nöbetinde sürünsün…


07.04.2004 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 25426 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:
Postalar Halinde İşçi Çalıştırılarak Yürütülen İşlerde Çalışmalara İlişkin Özel Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik

Gece Çalışma Süresi:
Madde 7 — Postalar halinde işçi çalıştırılarak yürütülen işlerde, İş Kanununun 42 ve 43 üncü maddeleri ve 79 sayılı Milli Korunma Suçlarının Affına, Milli Korunma Teşkilat, Sermaye ve Fon Hesaplarının Tasfiyesine ve Bazı Hükümler İhdasına Dair Kanunun 6 ncı maddesi ile 4857 sayılı İş Kanununun 70 inci maddesinde öngörülen Yönetmelikte belirtilen haller dışında, işçilerin gece postalarında 7,5 saatten çok çalıştırılmaları yasaktır.

Çalışma süresinin yarısından çoğu gece dönemine rastlayan bir postanın çalışması, gece çalışması sayılır.

Posta Değişiminde Dinlenme Süresi:
Madde 9 — Posta değişiminde işçiler sürekli olarak en az on bir saat dinlendirilmeden çalıştırılamaz. Bu hüküm, postası değiştirilen işçilere de uygulanır.


Hafta Tatili
Madde 11 — Postalar halinde işçi çalıştırılarak yürütülen işlerde, işçilere, haftanın bir gününde 24 saatten az olmamak üzere ve nöbetleşme yolu ile hafta tatili verilmesi zorunludur.

Bu yönetmelik maddelerini niye verdim ki… Bunlar işçi sınıfı için geçerli kurallar. Polis Memurları için değil ki… Bre Polisten daha İşçi olan bir meslek var mı? Gerçi mevcut mevzuatta polislik bir meslek bile değil, köle sınıfı kurallarına tabi bir insan topluluğu, taşeron vasıfsız işçi… Hal böyle olunca haftalık istirahat hakkını vermek gerekmez…

Çalışan bireyleri memur-işçi vs. sınıflara bölerek önce insan, sosyal bir varlık olduğunu unutmak, unutturmak ve sonrasında haklarını ayrı ayrı gasp etmek birilerinin hep işine geldi… Sonuçta herkes insan değil mi? Gerçekten bir başkadır benim memleketim…


Türk Polisi Ne İş Yapar?

Polislikten başka elinden her iş gelir maşallah…

Düşünün ki bir şubenin başındaki şube müdürü hemen her yıl değişiyor, çalıştığı birimin mevzuatını bilmeden geldiği gibi, öğrenemeden de gidiyor, çalışan personelinin niteliklerini kavrayamıyor... Amir görevlendirilmelerinde bilerek süreklilik sağlanmıyor, süreklilik olmadığı için benden sonrası tufan misali sorumlulukta olmuyor… Yapılan görevlerin aksayan noktalarının çözümü saptanamıyor veya sürekli erteleniyor, gün dolduruluyor… Bilgi birikimi oluşamıyor, sonraki dönemlere de aktarılamıyor, sürdürülen her uygulama/çalışma eskisini aratıyor… Hizmet içi eğitimler ve kurslar, otelleri zengin eden seminerler, geliştirilen yazılımlar/programlar, başlatılan projeler vs. sonuç alınamadan uzay boşluğuna bırakılıyor. Onca emek, bilgi, zaman, parasal kaynak kimin umurunda… Tek amaç çağdaş normlarla çalışıldığı imajını verebilmek, hendeği geçene kadar imajı parlak tutmak… Sonrası Allah kerim… Tüm işler kopyala yapıştır yöntemi ile geçmişin kötü bir taklidi şeklinde yürütülüyor, gün kurtarılıyor çoğu zaman...

Gerek Polis Şubeleri gerekse Polis Karakolları adli-idari soruşturmaların ana başlangıç noktası, savcılık iddianamelerinin ilk çerçevesinin çizildiği birim konumundadırlar. Vatandaşa her an ve en hızlı şekilde yardımcı olmak durumundadırlar. Dolayısı ile çalışmaların da bu yönde yoğunlaşması beklenir. Mesleki tecrübe ve birikimi ile adli süreçlere yardımcı olması, kapı aralanması beklenirken, Polis Teşkilatı bu vasfından uzaklaşmış, adli yönden yalnızca getir-götür işlerine bakar hale gelmiştir. Oysa Polisinizin tecrübesi, bilgi birikimi, liyakati, başarısı toplum sağlığı açısından çok önemlidir.

Sokakta yürürken gözlem tekniği ile hangi aracın çalıntı olduğunu, hangi plakanın sahte olduğunu, hangi insanın gerçek şüpheli olduğunu, hangi eve hırsız girebileceğini vs. bilen polisler vardı bir zamanlar… Teknik gelişmişliğe güvenemezsiniz. Elle tutulur, gözle görülür bu tür teknolojilere karşı suçlunun yöntem geliştirmesi daha kolaydır… Adalet Bakanlığı bünyesindeki teknik altyapıda ihtisaslaşma ve uzmanlaşma zirve yapmış, savcılarımız son derece iyi donanıma kavuşturulmuş bu sayede birçok başarıya imza atılmıştır. Ancak sacayağının biri olan Polis Teşkilatı bu konuda kendi içerisindeki yüzyıl savaşlarını sonlandıramamıştır. Tüm personel idari tedbirlere yani spor müsabakalarına, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine, konserlere, kongre-dernek toplantılarına, protokolün geçiş güzergâhlarına, bayram törenlerine, hemen her hafta yapılan sınav merkezlerine, düğünlere, balolara, at yarışlarına, kapalı açık saha amatör küme spor müsabakalarına vb. çoğu görev dışı, yığma metotlu, öngörüsüz, aşırı tedbirlerden beri gelemez. Böyle bir ortamda polisin görev istirahatleri dahi, yapılan anlık görevlendirmelerle burnundan gelir. Bütün bu ek görevler asıl görevin yerini almıştır… Polisin asli görevi, ne için var olduğu ve kurulduğu unutulmuş, unutturulmuş, kanunu uygulayıcı, kanun uygulamalarını denetleyici işlevi yok edilmiştir zamanla… Toplumsal yaşamın her noktasına Polis dikerek terör-asayiş-maddi/manevi çöküş sorunlarını çözemez, çözüyormuş gibi gözükerek kendinizi ve saf vatandaşı kandırırsınız ancak… Polislik yapılmasın diye gerekli hukuki mevzuat ve özlük hakları bu güne kadar verilmemiştir Türk Polisine… Yalnız kovboy misali sahada hep yalnızdır polisimiz…

Hizmet anlayışındaki çarpıklık yüzünden acınası haldeki Polis karakolları vatandaşın hiçbir talebine yetişemez… 24 Saat vatandaşa hizmet vermesi beklenen bu birimlerin ne personeli yeterlidir, ne de araç gereci… Çarpık personel rejimi, çalışma şartları yüzünden sürgün yerleridir karakollar… Bu yüzden karakollarda istihdam edilen personelin nitelikleri de vasatın altındadır… Şikâyet ve müracaat için gelenler sıra numarası almış, karakol koridorlarını bahçelerini doldurmuş beklerler saatlerce… Bazen darp edilmiş yaralı vatandaşların bekleyişi karakolları tam bir acil servis görünümüne getirir… Arkasında kurumsal ve kanuni hiçbir güç olmayan polis, hayatından bezmiş bir görüntü sergiler her yerde… Her daim personel yetersizdir ve 15 günden fazla kimseye senelik izin yoktur… Çoğu karakolun tek bir ekip aracı vardır ve bu ekip adli talimat yazışmalarına cevap vermekle, karakolun 24 saat ayakta kalmasını sağlayacak iaşe-ikmal işlerini yerine getirmekle görevli olup bütün bunlarda dahi yetersiz kalırken, hizmet araçları öncelikle onun bunun çocuğunu okula götürsün, okuldan alsın, yüzme havuzuna, piyano kursuna götürsün, onun bunun pazar alışverişini yapsın, görevle bağlantılı olmayan zorunlu özel işlere koştursun… Vatandaş da beklesin dursun ki polis gelecek… Dedik ya polisin asli görevi değil ki polislik yapmak…

Tam bir profesyonellik sergilense, kanunun gücü yeri göğü inletse, haklı olan hakkını alıp Yaratana şükretse, mazlumun ahı yerde kalmasa… Ancak polisin donanımı ve motivasyonu bu yönde değil ki… Polis gittiği yerde meydan dayağı yiyor, ne yapsa kabahat, her daim kabak kendi kafasında patladığından günü kurtaran şanslı sayıyor kendini…

Birimlerde profesyonel bir çalışma sistemi kurulamamış, her personel her işi yapma durumunda bırakılmış sonuçta bir yılgınlık, bıkkınlık, vurdumduymazlık, küskünlük çalışanların damarlarına şırınga edilmiştir. Koskoca teşkilat, aylar-günler öncesinde belirli takvim günlerine bağlanmış güvenlik tedbir görevleri için dahi, haftalık mesai saati standardı içerisinde kalarak, çalışanı mağdur etmeyecek, görevi de aksatmayacak, polisin de insan olduğunu, sosyal çevresine karşı da görev ve sorumluluklarının olduğunu hatırlayarak planlama geliştirememiştir. Sanki her yıl, her ay, her hafta, her an kırmızı alarm durumu, savaş durumu hâkimdir… Sürekli anlık görevlendirme yöntemi yüzünden polis memurları yaşamlarına dair ileriye dönük plan, program yapamaz durumdadır. Yıllık izinde, Dr. İstirahatli vb. aktif görevde olmayan personele dahi diğer birimlerce ek görev yazılır… Bu durumda nasıl bir yol izlenir bilir misiniz?  Biriminde aktif olmayan personel yerine,  aktif çalışan personel görevlendirilir, aktif durumdaki personel hem başkasının yerine göreve gider, sonra da kendi adına yazılan göreve gider… Onlarca elektronik ortamda tutulan personele dair kayıtlar, yazılımlar ne işe yarar? Kimseye faydası olmayan bu veri tabanları sadece yerli/yabancı heyetlere verilen brifinglerde hava atmaya yarar. Hafta sonu piknik-sinema-tiyatro, akşam dost ziyaretleri vb. basit birçok aktivite imkânsızdır polis için…

Tabii her işte ve oluşumda esas amaçlanan niyet ön plana çıkıyor… Güç odaklarının kendi menfaatleri için Polis teşkilatını pasif kılmaları yüzünden, toplumda yayılan kanun dışı hastalıklar o toplumu hızla zehirliyor, nesillerin helak olması engellenemiyor… Vatandaş odaklı, insan odaklı bir görev anlayışı polis teşkilatında esas kılınmalıdır. Bu yapılırken akademik destek her aşamada alınmalı ve art niyetli başka hesaplar içerisine girilmemeli, bilerek veya bilmeyerek polis kuvvetinin direnci kırılmamalıdır… Sağlıklı işleyen bir Polis teşkilatınız yok ise Savcınız, Hâkiminiz adilane çalışamaz, adalet sağlanamaz…

Suçlunun cezalandırılamadığı, haksızlıkta hakkın sahibine iadesinin sağlanamadığı ortamlarda her birey veya aynı amaç etrafında birleşmiş topluluk kendi adaletini sağlama özgürlüğünü kendilerinde görür. Sonra neler mi olur? Çaresizlik içerisinde kıvranan mağdurlar bir süre sonra en azılı suç makinalarına dönüşür… Denetimsizlik ve başıboşluk, kaçak mal satan tezgâhları çoğaltır ve kanun çerçevesinde vergisini ödeyerek ticaret yapanla kaçakçı çatışır, birbirini öldürür… Malını koruma derdindeki namuslu vatandaşla hırsız çatışır, birbirini öldürür… Sokak çeteleri kurtarılmış bölgelerinde diğer çeteler ile çatışır birbirini öldürür… Yurda kaçak yollardan rahatça girip, rahatça gezen ajanlar çatışır, birbirini öldürür… Konut binaları altında alkol satışı yaparken oluşturdukları gizli dehlizlerde ayrıca meyhane işleterek çevreye rahatsızlık verenlerle, bina sakini/mahalleli çatışır, birbirlerini öldürür… Kumar/bahis oynayarak yuvasını dağıtan karı/koca tartışır, birbirlerini öldürür… Trafikte kırmızı ışıkta geçmeyi hak sayanla suç sayan çatışır, birbirini öldürür… Uyuşturucuyu serbestçe satan ve alan çatışır, birbirlerini öldürür… Uyuşturucuyu rahatlıkla bulan kendini öldürür, annesini-babasını öldürür… Kanunsuz otopark faaliyeti yaparak haraç kesenle haraç vermek istemeyen çatışır, birbirini öldürür… Kafa göz kırarak hakkını almaya alışanla, polisten yardım isteyen vatandaş çatışır, birbirini öldürür…

Hazinenin ağzına kadar tıka basa altın/para dolu olması refahınızı, huzurunuzu arttırmaya yetmez… Toplumsal yapının sağlıklı ve tavizsiz kurallar bütünü içerisinde işletilmesi, bu işlevselliğin her bireyin vicdanında kabul görmesi esastır. Bunu, kanundan gelen güçle cesaret kazanmış ve sadece kanuna karşı sorumluluğu olan polis sağlayacaktır ancak.


Polislik Hiçbir Standardı Olmayan Taşeron İşçilik mi?

Polisler karşılığı alınamayan adanmış bir ömür sürerler işte… Çalışırken haklarını alamadıkları gibi emekli olduklarında tam bir hezimete uğramalarına rağmen… Polisin aile-arkadaş çevresi ve görev mahallinde muhatap olduğu vatandaş da sürekli böylesine güvensiz ortamlara şahit olmakta, korku, panik ve tedirginlik geniş kitlelere ulaşmaktadır… Vatandaşın en büyük korkusu polisle muhatap olmaktır zaten çünkü polisi; psikolojisi bozuk bir insan olarak tanıyor… Polisin çalışma standartları, şartları içler acısıdır. Zaten öyle olması da gerekiyor… Neden mi? Aksi takdirde disiplinin sağlanamayacağını, personelden istenilen verimin alınamayacağını beyan edip saçma sapan uygulamaları haklı göstermeye çalışan, tek derdi, işlevini yitirmiş daire başkanlıklarının kapatılmasını önleyip yeni daire başkanlıkları kurarak koltuk sayısını arttırma olan bu konuda da uzmanlaşmış bir idari yapı vardır Polis teşkilatında…

Uygulamada görülen lüzumsuzluklar sonucu memurun sicil notu uygulaması kaldırılmış, yerine gerçekçi bir uygulama arayışı sürerken, bir takım sivri zekâlar “kapsamlı performans ölçme değerlendirme” adı altında daha beter bir anlayışı ikame ettirme peşine düşmüşlerdir… Başarırlarsa yeni tarihli bir disiplin mevzuatına kimse bir şey diyemez, bu da bir elli yıl daha gider mantığı hâkimdir... Performansı kim ölçer, değerlendirmeyi kim yapar? İşin uzmanı yapar, hizmet götürülen vatandaş yapar. Nerede işinde uzmanı olmuş, branşlaşmış idari yapı ki bu tür değerlendirmeleri kurum kendi içinde de yapsın… Mesleğinde 10 yılı devirmiş polis, kölelik düzeni şartları yüzünden zaten psikolojik açıdan özürlü… Bedensel olarak ta yetersiz kalıp kurduğunuz performans parkurunu tamamlayamadı diyelim… Ne olacak şimdi? Bilerek performansını Polis olmaya yetersiz hale getirdiğiniz bu memuru ne yapacaksınız? Özürlü-yetersiz kategorisinde diğer kurumlara mı atayacaksınız? Malulen emekliye mi sevk edeceksiniz? Diğer taraftan ne yapılan işin türü, sınırı belli, ne de memurun branşı… Memurunuz binlerce işten birini başaramamış ise performansını düşük görüp tepesine mi çıkacaksınız… Peki, başınızdaki beceriksiz, yetkilerinden bihaber, vurdumduymaz, aklı fikri dolar-borsa-altın-maaş taltifi hesabındaki, gözünüzün içine baka baka olmadık rezillikleri, kanunsuzluğu yapan idareciyi kim denetleyecek? Amirin başarısızlığı yüzünden tüm alt birim çalışanların hepsi başarısız olmak zorunda mı? Gelişmiş yönetim anlayışı içerisinde alt birim çalışanlarda üstleri hakkında değerlendirme notları verseler nasıl olurdu?

Siyasi irade bazı memur sınıfına tanıdığı hakkı, zaten silahlı birim olan polise de tanıyarak askerlik hizmetini polis üzerinden kaldırmış, yılların kanayan bir yaraya merhem olmuş… Olur mu canım şimdi… Hemen karşı atakla bu kazanımın önünü keselim… İkinci Şark… Kritere de kargalar güler… Şarktan dönüş tarihi temel alınacakmış… Sanki gidenler eşit şarttaki kriterlerde gitmişler gibi… Dayısı olan emekliliğine az kala şarka gitmiş oh ne ala ki bir daha şark görmez… Öbür yanda mesleğinde 3 yıllıkken zorunlu gitmiş ve dönmüş, sen tam zamanında gitmiş ve gelmişsin aferin sana, seni bir daha şarka gönderiyoruz mantığı ne kadar doğru? Daha vahimi varmış yine dâhice bir çözüm “geçici görevli” buluşu… Evet, yine ayısı/dayısı tarafından kollanan birçok personel bu buluş sayesinde şark hizmetini süit odalarda tamamlıyor… Nasıl mı? Adamın şark tayini Tunceli kadrosunda ama dayı sayesinde “geçici görevle” Ankara kadrosunda çalışıyor, asıl kadrosu Tunceli’de olduğu için de Ankara’daki çalışma süresi şarktan sayılıyor… Hatta bu kadarına da pes dedirtecek atamalar yapılıyor “geçiciden geçici” şeklinde… Geçici atandığı birimi beğenmeyip buradan da başka bir birime geçme yolu bu… Ah ah… Ağlarsa anam ağlar gerisi valla yalan ağlar… Yazık bu güzel ülkeye, yazık bu güzel insanıma… Vicdanım elvermiyor ve onlara da üzülüyorum, yazık böylesi hakkaniyetsizliklere yol veren siyasi/bürokrat tüm kamu idaresine ki cehennem kuyularında ebedi kalacaklar… İnsanlar düzenini kurmuş şarkta daim kalmak istediler bırakmazsınız… Batıda düzenini kurmuş batıda daim kalmak isterler bırakmazsınız… Bu ne iş yahu… Bu teşkilat polis teşkilatı, bu adamlar kanun temsilcisi ve uygulayıcısı… Paralı asker değiller ki… Her yer parçalanmış ailelerle dolu, anne-baba bir yerde, çocuklar bir yerde… Aileden sorumlu bakanımız nerde acaba? Coğrafyanın birbirine bitişik illerini, geniş bir tabaka halinde şark yap, böylece buralarda görev yapmak isteyene yasak getir, personel istese de buralarda görev yapamasın… Bitişik onlarca il yasaklı bölge biz göndermezsek kimse gidemesin de. Diyarbakırlısın kendi memleketinde çalışamazsın, Urfa da şark bölgesi sen şarkını yapmışsın Urfa’ya da gidemezsin… Kardeşim bırakın isteyen istediği yerde görev yapsın… Açık kadrolar kalırsa teşvik et, gönüllülük esasını getir…  Polis memleketinde görev yapamaz martavalından da vaz geçin artık… Bugün polis, sıradan memur haklarından dahi mahrum... Hiçbir statüsü yok toplumun gözünde… İnsanlar polise posta koyarak rüştünü ispat eder duruma gelmiş memlekette… İddia edildiği üzere kendi memleketinde menfaat sağlar, görev yapamaz zihniyetleri tam bir hedef saptırmaca… İnsanoğlu kendi sosyal çevresinde daha temkinli hareket eder, hata yanlış yapmamak için elinden geleni yapar… Yaramaz adam kolay kolay kendi çevresinde barınamaz İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük illere kaçar. Sosyal çevre baskısı, örf-adet-gelenek-töre vs. ne derseniz deyin buna müsaade etmez çünkü… Polis, çalıştığı yerdeki halka hizmet eden, hizmet edeceği insanın örfünü, âdetini, geleneğini, dilini özümsemiş yerel bir kanun kuvvetidir… Paralı asker değildir, paralı asker uygulamalarına tabi tutulamaz… Sen yeter ki polis teşkilatını gerçek manada kur, idari yapısındaki, hukuki zeminindeki eksikliklerini görerek yeniden donat… Hukuk devletinde kanun herkesi eşit derecede bağlar… Mevcut kanunları tüm zeminlerde, hiçbir sınıf ve makam gözetmeksizin herkes için tesis edecek güç ve yapıda bir Polis teşkilatına sahip değilseniz; her türlü kanun dışı arayışı meşru hale getirir, trafik terörünün, asayiş terörünün, sporda şiddetin, kadına şiddetin vs. önünü alamazsınız. Ciltler dolusu kanun kitapları ile hukuk devleti olunmaz…

Anlatılanlar boş, esas amaçlanan başkadır belki de… Huzursuzluk, bilinçsizlik, sürekli amatör-acemi-iş bilmezlik… Kendine güveni olmayıp çevresine de güven veremeyen, sindirilmiş, susup görmezden gelmekten başka bir çare bulamamış, yıldırılmış polis teşkilatı ve vatandaş profili ile yola devam etmektir belki de… Böyle ortamlarda kol kırılır yen içinde kalır, art niyetli herkes işini kolayca yürütüp arka taraftan malı götürür, kimsenin de ruhu duymaz… Kim bilir belki yapılmak istenen de tam budu bugüne kadar…

Julia Pierson… Kariyerine Orlando Polis Teşkilatında Polis Memuru olarak başlamış 53 yaşında ABD’li bir bayan. Şimdilerde yaklaşık 3 bin 500 kişilik özel ajan kadrosuna sahip Amerikan Gizli Servisi(CIA)'nin başına getirildi. CIA’nın en önemli görevi ABD başkanını ve ailesini korumak… Gizli Servis'in bunun yanında tüm dünyadaki üst düzey Amerikalı yetkilileri, ülkeyi ziyaret eden yabancı liderleri ve Amerikan mali sistemini korumak gibi yükümlülükleri de bulunuyor. Julia Pierson’ı en alt kariyer derecesinden yukarılara taşıyan bilgi, tecrübe, başarı, liyakat vb. üstün yeterliliklerdi. Emniyet teşkilatımızda kast yapısı böylesine bir kariyer ve başarıya ne ölçüde müsaade eder? Mesleğe Polis Memuru olarak girdiysen polis memuru olarak ta öl…  İyi de yüksek kast sistemi yöneticilerini yukarılara taşıyan güç, şimdilerde bulmakta biraz zorlansalar da her türlü olumsuzluğa rağmen yine de özveri ile çalışan polis memuru değil mi?

Meslek disiplin mesleği ancak hiçbir şeyin disiplini yok, tam bir kuralsızlık hâkim. İhtisaslaşma olmadığından yani her polis her tür görevde kullanıldığından, asıl birimlerinde yapılması gereken işler ilgisiz birimlerde yapıldığından, tasnifi tam yapılamamış mevzuat kalabalığına hâkim olunamadığından, polisin yaptığı görevin sınırları ve çerçevesi bir türlü çizilemiyor... Beyin takımı oluşamıyor. Aklı ve beyni olanlar teşkilattan kaçıyor veya bir süre sonra tüm sistemlerini dış dünyaya kapatıyorlar çünkü hiçbir şeyin kıymeti yok.

Teşkilatın kendi sorunlarına kendisinin çözüm bulacağını beklemek, bütün olumsuzlukları görmezden gelmek demektir. Kast Sistemi yapısındaki üst akıl, mevcut durumun değişmemesi için olanca gücü ile tüm kamuoyunun gözünü boyamakla meşguldür. Bilgi, tecrübe, liyakat, başarı gibi üstün değerlerin dışındaki her yöntem kullanılarak üst idare birimleri oluşturuluyor… Söz sahibi üst düzey rütbeli personelin önü açık, alt düzey rütbeli personelin önü sürekli tıkanmış durumdadır. Kolejli, Akademili, Orta K’lı, vb. tabirlerle, amir oluş yöntemlerine göre dizayn edilmiş rütbeli personel yapısı dâhice bir buluştur gerçekten… Neden böyle bir yapı? Belli bir kesimin pis işlerden kurtulması için olabilir mi? Hayatında karakol görmemiş, hâkim ve savcı ile muhatap olmamış, sokağa hiç çıkmamış, otopsi nedir, tahkikat evrakı, polis raporu nasıl düzenlenir bilmeyen en ilginci bütün bunlarla muhatap olmaktan korkan bir yapının üst idari makamlara hâkim olması tabii ki düşünülemez… Polis amiri oluşturmada uygulanan çok çeşitli yöntemler tam bir komedya… Dişiyle, tırnağıyla belli yerlere gelmiş insanların satın alınması daha zordur, bunun için mi acaba bu tiyatro… Rütbelerde terfi etmeyi engelleyecek en büyük unsur kast sistemindeki sıralı üst amirlerin olumsuz bir görüş belirtmeleri… Egosu yüksek üst amirler çoğu zaman altındaki amirlerin hukukunu, yetkisini hiçe sayabilmekte bu ise birçok olumsuzluklara yol açabilmektedir. Böyle bir durumda alt amirler, abi ve ablalarına sormadan kendi yetkilerini kullanamaz, inisiyatif-risk alamaz, yanlışları bildiği halde doğruları savunamaz, anlık değerlendirmelerde bulunamaz bu ve benzeri nedenlerle maddi-manevi-hukuki zararlara, güvenlik zafiyetlerine engel olamazlar belki de… Her şey günü kurtarmak üzerinedir çünkü…


Türk Polis Teşkilatındaki Kast Sistemi…

Kast yönetimi… Türk bürokrasisinin idari yapısındaki mevzi savaşları, bulunulan konumun yağını balını yeme anlayışındaki, haksız kazanç ve kazanımları arttırarak devam ettirme isteği malumunuz… Tek dert bu küçük şeylerin iyileştirilerek devamlılığının sürdürülmesidir belki de... Ne olabilir bu küçük şeyler? İyi bir makam odası, iyi ve mümkünse sivil bir makam aracı, her türlü özel işi yaparak aileden biri gibi olacak iyi bir şoför, yılbaşı eşantiyonları, diğer hediyeler… Teşkilatın yürüttüğü tüm hizmet ve sosyal tesislerde öncelik-ayrıcalık… Güçlü siyasi-ekonomik-akademik dostluklar… Otomatiğe bağlanmış maaş taltifleri, kılını kıpırdatmadan alınan güvenlik toplantı tazminatları, yurt genelinde düzenlenen öğrenci-mesleki vb. sınavlarda koordinasyon sağlandığı gerekçesi ile alınan ek paralar… Her operasyon-el polisiye faaliyetinde, yararlılık gösteren personel listesinin üstüne adını yazdırarak bilmediği, görmediği çalışmalardan tazminat elde etmek vs. Esas amaç bütün bu küçük şeylerin kazanımını sağlayan mevcut Kast sisteminin, her ne olursa olsun yıkılmasının önüne geçmektir belki de… Böylesi kast sistemlerinin üst tabakasında kendi bariz hata ve kusurlarını sürekli görmezden gelme, üstünü örtme, aralarında her ne olursa olsun birbirlerini kollama kültürü oluşmuştur. Böylece manevra sahalarının daralmasının önüne geçmeyi başarırlar. Nasıl mı? Kurum İçindeki suç veya kabahatlerde yürütülen idari soruşturmalar son derece mantıksız bir süreçte yapılır. Türk idari soruşturmasının bir çıkmazıdır bu. Soruşturmacılar ast-üst hiyerarşisi içerisindeki kurum içerisinden atanmaktadır. Oysaki hukuki altyapısı olan, konusunda bilgi ve tecrübe sahibi, uzman, akademisyen en önemlisi de bağımsız soruşturmacıların dışarıdan görevlendirilmesi gerekmez mi? Demokrasilerde böyle oluyor, kimse kimseyi ısırmasın mantığı işlesin isteniyor her halde… Her türlü soruşturmanın bağımsız adli mekanizmalarca yürütülmesi esas olmalıdır. İdari soruşturma taktiği, adli yargının önünü kesen dâhice bir buluştur. Nedense böylesi dâhice buluşlar yönünden zengin bir ülkeyiz? Düşünün ki bir idareci personel hakkında; “devletin kamuya ayırdığı kaynakları usulsüzce kullandığı iddiası” var. Nasıl soruşturulacak? Çok basit… İçerden bir araştırmacı tayin ettirilecek, bu muhakkik adını verdikleri araştırmacı cezaya mahal yoktur diyerek bir rapor düzenleyecek ve dosya kapanacak…


Türk Polisinde Yetki Karmaşası…

Medya ve basına yansıdığı üzere, polisin çoğu zaman Kanun Yetkisi yerine siyasilerden, kelli fellilerden, ağalardan-paşalardan, diplomatlardan, diğer kurum müdürlerinden, belediye başkanlarından, kabile reislerinden, bina sınav sorumlularından vs. bitmez tükenmez yerlerden gelen anlık cevazlarla görev yaptığı kanısı yaygındır. İşte bu durum tam bir çıkmazdır… Yetki kanundan, uygulama yöntemi ise başka kaynakların yönlendirmesi ile gerçekleşmekte ki, polis uygulamalarının adamına göre farklılıklar gösterdiği düşüncesi polise olan güveni sarsan en büyük nedenlerdendir. Soruşturma teknikleri dahi adamına göre farklılıklar gösteriyor. Vatandaşın evine hırsız girmiş, elinde bir boş kâğıtla tek bir polis olay mahalline sevk edilmiş… Ensesi kalınların evine hırsız girdiğinde izlenen yöntem malumunuz, ortalık ayağa kalkar… Böyle bir tablo ile nasıl güven verebilirsiniz. Polis durum tespiti yapan noter değildir. Elinizdeki tüm imkânları herkes için, ama herkes için adalet içinde kullanmalısınız.

Her sokak başında resmi üniforması/sırtında polis yeleği ile gezen memurunuz toplumda güven yerine güvensizlik yaratır. Sekiz saat yaya devriye gezmiş yorgun, biraz da aç, omuzları düşmüş, kaldırımlarda banklarda, ağaç gölgelerinde, belediye otobüslerinde bekleşen içi boş üniformalar hoş bir görüntü yaratmıyor… Topluluk içinde tam kamufle olunarak, olaylara anında müdahale en iyi yöntem olsa gerek. Kaldı ki suçu önleme görevindeki başarı, öncelikle sağlanan istihbaratla, sonrasında polisinizin itibarı ile doğru orantılıdır. Suç işlendikten sonra yürütülecek tahkikatlarla suçluları bulup adalete teslim edebiliyorsanız, müracaatlara en kısa sürede ve caydırıcı bir kuvvetle cevap verebiliyorsanız işte o zaman polisin başarısı ön plana çıkar. Gerek arsız, uğursuz, kuralsız… Gerekse namuslu vatandaş olsun herkesin gözünde polis; dirayetli, güçlü, güvenilir, işini bilir, şefkatli, saygıdeğer kılınmalıdır. Aksi halde siyasi iradeye kızdın, maçı kaybeden takımına kızdın, aç-susuz-işsiz kaldın kızdın, sınavda başarılı olamadın kızdın, trafik yoğunluğuna kızdın vs. kolayı var, rahatlamak için koy postayı polise…

Yakalanan suçlulara yönelik uygulamaların yeterli veya caydırıcı olup olmaması da polisin konusu değildir. On kere hırsızlık yapmış, sonuncuda yakalanarak adliyeye sevk edilmiş ve yine adliyece serbest kalmış bir şüpheli tekrar tekrar hırsızlık yapacaktır. Bu döngünün önlenmesi polisiye tedbirlerle mümkün değildir… Demokrasi böyle bir şey, suçlunun da suç işleme özgürlüğü var her halde… Polisiye olayların istatistiğinden yola çıkarak anlamlı yorumlara, tetkiklere ulaşmaya çalışmak beyhude… Bu suç oranlarının artış veya azalışı ile polis üzerinde baskı kurmaya çalışmak veya polisi övmek, bu şekilde polisin başarı/başarısızlığını ölçmeye kalkışmak tam bir ahmaklık olur. Kesilen ceza tutanaklarının tutarı üzerinden de polisinizi değerlendiremezsiniz… Keyfi muamelelerin, kanunsuz emirlerin, öngörüsüzlüklerin önü de alınamıyor ki... Örnek mi? Bir emniyet amiri trafik ceza tutarlarında neden azalma oldu şeklinde altındakilere baskı uygulayabilmektedir. Vatandaşın bilinçlendiğini, artık kurallara uyar hale geldiğini, Mobesse vs. kamera sistemlerinin yarattığı caydırıcılıkla vatandaşın artık kurallara uyduğunu, bu yüzden de tahsilatlarda azalmanın olduğunu kabullenmiyor. Çünkü onun hesabı başka, onun üstündekilerinin hesabı da başka… Oysa esas amaç herkesin kurallara uyduğu, 0,00TL ceza tahsilatına ulaşabilmek değil mi?


Mobbing…

Teşkilat içi uygulamalar Mobbing açısından çok iyi bir araştırma sahası oluşturduğu halde bu durum tezlere yeterince yansıtılamamış, akademik ve hukuk çevrelerince değerlendirilememiştir. Örnek mi? Emniyet Amirinin emri ile yemekhanede dağıtılan yemekte Polis Memuruna 3 adet köfte, amir sınıfı rütbeli personele ise 4 adet köfte verilmesi… Doğum izninden döndüğü bilinmesine rağmen bebekli bayan personelin gece vardiya sistemi olan birimlerde görevlendirilmesi… İzinler kapandı… İzinler açıldı 3 günden fazla izin yok… Excel bilmeyenin performans notu düşer… Niye geç geldin, karının koynundan çıkamadın mı? Şeklinde keyfi uygulamalar, tehditler, hakaretler, toplu rencideler.

Günümüzdeki gebeliklerin her safhasında, özellikle ilk aylarında düşük tehlikesinin ve türlü rahatsızlıkların olduğunun bilinmesine rağmen gebe personelin muvafakati dışındaki fiziki güç gerektiren görevlerde fütursuzca gönderilmesi vs. şeklinde aklın alamayacağı uygulamalar görülebilmektedir. Anne personelin süt izni bir hak ancak yaratılan hava öylesine vicdansız ki, doğum izni kullanarak gelene “yattın yattın geldin”, çocuğuna süt vermeye gidene “senden verim alamıyoruz” şeklinde cahilce yaklaşımlar var. Gel de 3 çocuk yap şimdi... Kadın ve Aileden Sorumlu Sayın Bakana buradan bir çağrı daha; bu tür anne veya kadın haklarını lütfen zorunlu kılın. Çalışma hayatına dair düzenlemeler kanun güvencesi altında olmalı kimsenin inisiyatifine bırakmamalı. Kişi hak ve özgürlüklerini hiçe sayan amir uygulamaları için kurumlarda mutlaka bağımsız denetim birimleri oluşturulmalıdır. Anne veya kadın benzer haklarını kullanmak istemez ise anne/kadını cezalandırın. Aslında insan olmanın gereği olan bu tür tüm haklarda aynı yöntemler mutlaka geliştirilmelidir. Asıl olan toplum sağlığıdır ve toplum sağlığı kadınla başlar çünkü. Gerekirse verilen ücret ve çalışma biçimi kadın için mazeretine göre seçmeli hale getirilebilmeli, çeşitlendirilebilmelidir. Belli dönemlerde aldığı maaşın yarısına, daha uygun çalışma koşullarında çalışmaya ihtiyaç duyan bayan çalışanlara bu imkânlar mutlaka sağlanmalıdır. Araştırın bakalım polis bayanların ortalama çocuk sayıları nerelerde… Öncesinde polis ailelerinde boşanma oranlarını irdeleyin, çünkü bu daha vahim… Sonradan çıkıyor kelli felli adamlar kadın istihdamı yetersiz, boşanma oranları yüksek, aile yapısı bozuluyor, yeni nesil çakırkeyif diyor… Aileden sorumlu Sayın Bakan’a çağrıların sonu gelmeyecek gibi ama bir çağrı daha yapayım; çalışan tüm iş kollarında ayrım yapmadan bayanların gece mesaisini 7,5 saatle, haftalık mesailerini de 40 saatle sınırlayın ve yine bunu amirin inisiyatifine bırakmayıp kanunen güvence altına alın. Bakanlık internet sitenizde kadınların yaşadıkları olumsuzluklara dair şikâyet başvurularını toplayın, değerlendirin. Ama gerçekten değerlendirin BİMER gibi olmasın… Yapılabilecek bir şey var ise mutlaka yaparak değerlendirin… Göreceksiniz iş verimliliği yanında, çocuk-aile-toplum sağlığı vb. çok yönlü faydalar sağlanacaktır. Kadına karşı, –benim aldığım parayı o’da alıyor ve hiçbir iş yapmıyor… Şeklinde düşünenlere de “cinsiyet değiştirme operasyon masraflarını karşılayacak katkı payı ödemesi” getirilebilir. Böylece kimsenin söyleyecek bir lafı kalmaz…


Kadın Memur, Kadın Polis Olmak…

Hangi iş kolu olursa olsun bir bayandan, erkek personelin yaptığı her işi beklemek en büyük cahilliktir. Kadının fizyolojisini, ruh yapısını, toplumda ve ailesinde üstlendiği asıl görevlerini görmezden gelmek cehaletle dahi açıklanamaz… Böylesi bir tutum kadın nezdinde topluma yapılmış en büyük saldırı ve hakaret olur... Toplumsal Cinsiyet Eşitliği safsataları ile batıda kadının nasıl aileden kopartıldığı, böylelikle aile kurumunun nasıl yok olduğu ve toplum yapısının nasıl çürüdüğü malumunuz… Bayan personelinin fiziki, ruhsal vs. yapısını bilen kaç amir var polis teşkilatında, hatta tüm iş sektörlerinde… Bütün bunları o kendini amir zanneden umarsızlara kim hatırlatacak… Şimdi size böylesi zor şartlarda çalışan bayanımız yok diye bilgi notları gelecektir. Aldığınız gibi yırtıp atın o yalan yanlış bilgi notlarını…

Polis sivil idare içerisinde bir kolluk kuvveti olmasına rağmen, gelişmişlik sadece araç gerecin yenilenmesinde gözlenebilmiştir. Oysa inşaat-emlak, personel-insan kaynakları, bütçe, hukuk vs. birçok sahada profesyonel sivil kadrolarla yapılacak takviyelerle gelişmişlik, gerçeklerden uzak reklamlar ve TV Dizilerinden öteye taşınabilirdi.

Gelen tüm başbakanlar, içişleri bakanlarınca özlük haklarının, çalışma şartlarının iyileştirilmesine yönelik yayınlanmış onlarca genelge, yönetmelik hep göstermelik kalmış, sadece bu çarpık işleyişi sorgulayanlara karşı savunma aracı olarak kullanılmış hiçbir zaman hayata geçirilmemiştir.


Polisler Ne İstiyor?

Teşkilat özel bir teşkilat olmak istemiyor, normal bir kurum olmak istiyor. Kutsanmak istemiyor, her meslek grubu kadar saygı görmek istiyor. Polis memuru artık Kasko sigortasız araçlarla görev yapmak, cebinden verdiği paralarla ekip otolarını yıkatmak, lastiklerini değiştirtmek istemiyor… Yalnız kovboy misali değil, arkasında Kanun-Devlet-Vatandaş gücü ile görev yapmak istiyor… Mastır dahi yapsa kadro derecesinin 1’e düşürülmesini engelleyen mevzuatlardan kurtulmak istiyor... Rütbeli personel arasındaki Akademili-Kolejli-Orta K’lı, gibi değişmez Kast sınıfı çekişmelerinden kaynaklanan sorunları yaşamak istemiyor… Herkesin önce Polis olduğu, sonrasında göstereceği, başarı, liyakat, özveri, tecrübe, bilgi vs. değerlere göre yükseleceği bir sistem istiyor... Maaş bordrosunda muhtelif kesinti adı altında paraların kesilmesini istemiyor… Diğer devlet memurlarının tabi olduğu özlük haklarına, çalışma şartlarına sahip olmadığı halde hala 657 Sayılı Memur Kanununu yasalarına göre bir kısım düzenlemelere tabi olmak istemiyor… Korkmayın, ürkmeyin, gözleriniz parlamasın hemen, olması gerekeni istiyor polisimiz…

Polis, siyasi iradenin ulufe olarak dağıttığı maaş taltifi adı altındaki ek ücretlendirmelerden de adil olarak faydalanamıyor. Taltifini otomatiğe bağlayıp dönemsel olarak sürekli alanlar, meslek boyunca 300–500 taltif elde edenler, sağlık vb. nedenlerle aktif görevlerden muaf olduğu halde taltif alanlar varken çoğu Polis Memuru taltifin ne demek olduğunu dahi bilmiyor. İşte bu yüzden polis, taltif adı altında sürekli aynı yerlere giden, teşkilat içerisinde büyük huzursuzluklara, kavgalara, adaletsizliklere neden olan böylesi para ödüllerinin de mutlaka kaldırılmasını, bunun yerine tüm personele yılda bir kere, eğitim öğretimin başladığı hafta öğretmenlere verildiği gibi ek bir ödeme istiyor. Özel branşlara yönelik zor görev yapan, fazla mesaide bulunan personelin maaş farklılaştırmalarının adilce yeniden düzenleyebilirsiniz. Ancak taltif adı altında devlet eli ile haksız kazanç sağlanması kabul edilemez. Devlet, polisinin maaş rejimini mutlaka düzeltmelidir. Kolaycılığa kaçıp kafaların kuma gömülmesi sorunları çözmez. Aksi halde polisinizin yüzüne bakacak yüzünüz olmaz işte… Haftalık 40-45 saat mesai çerçevesinde kalarak, yamalı bohça misali, nereden ne kadar ve ne için geldiği belli olmayan paraların toplamı şeklindeki bordrolar yeniden düzenlenmelidir. Her sorun hakkaniyet çerçevesinde çözülürse işler daha kolay yürür. Çalışanı, memuru hor görmeden, küçümsemeden, başka hesaplar içerisinde olmadan, yanlış bilgilendirmeleri elinizin tersi ile iterek, kısacası hakkı hakkına vererek bu işler yapılabilir.

Emniyet Hizmetleri sınıfındaki personelin kadro dereceleri eğitim/öğrenime göre değil, rütbe durumuna göre belirlenir. Emniyet Müdürü dışındaki personelin kadro dereceleri en fazla 3’ün 1’ine kadar düşebilir ki bu durum alınan ücretlerde etkili olmasa da görüntü olarak teşkilat içerisinde büyük bir ikilik yaratır. Polis memurunun maaş hesaplamalarında 2200 gibi komik bir ek gösterge rakamı kullanılır. Taban maaşı 900 liradır. Çalışırken alınan ücreti ek tazminat ve ödemeler oluşturur. Bu büyük bir aldatmacadır. Neden mi? Emekli olunduğunda, bu ek tazminatlarınız kesintiye uğrar ve emekli maaşınız 1.200 lira olur ki bu çalışırken aldığınız maaşın her zaman yarısından azdır. Emekli tazminatınız da 35.000 liradır. Polis Memurlarının maaş veya emeklilik maaşlarını belirleyen Ek Gösterge rakamı 2200 kölelik düzeninin bir gereğidir sanki… Amir konumundaki personel ise; 657 sayılı D.M.K.’nun “VII. Emniyet Hizmetleri Sınıfı” bölümünde c) Daire Başkanları ile Diğer 1.Sınıf Emniyet Müdürleri Ek Gösterge Puanları 3200-3600 dür. Aslında bilinen kazançlar ile telafi ettiklerini düşünseler de amir durumundaki personelin durumu da diğer kurumlardaki eşitlerine göre adilane değildir… Sıkıntıdan gerçek manada herkes değil sadece Polis Memurunun mustarip olduğu bilinerek hiçbir çözüm çabası içerisine girilmemiştir sanki. Oysa herkes için adalet istense, kurum tek bir vücut olabilse, anlatılan haksız ve kanunsuz küçük şeylere duyulan sevdasının önüne geçilebilse, idari yapıdaki mesleki yükselme kriterleri her çalışanın önünü açabilse, amir-memur her çalışanın hak kayıplarının önüne geçilebilir… En önemlisi onurlu, itibarlı bir duruş sergilenebilir…

Polis Memuruna her yıl 10 Nisan Polis gününde bir takım vaatlerde bulunulur ve bu vaatleri basın yayın kuruluşlarından duyanlar gerçek sanır… Bunu duyan asker, öğretmen, sağlıkçı vs. de özlük haklarında iyileşme ister. Onlar istediklerini taban maaş üzerinden hep alır, Polis ek ulufelerle kandırılır. Bu komik döngü böyle sürer gider. Diğer zevat büyük bir sabırsızlıkla 10 Nisanın gelmesini beklerken, Polisler bu günün takvimlerden silinmesini ve küçük düşürücü anlamsız kutlama şekillerinden kurtulmak ister.

Polis güya adaletin temin ve tesisine yardımcı olacak, ama kendi hakkını savunmaktan aciz. Adamlar zorunlu angaryaya tabi. Kendi içlerindeki yanlışa karşı çıkacak imkânları da yok. “Kendisi himmete muhtaç bir dede, neredeki gayrıya himmet ede.” Benim konuşma, örgütlenme, ifade, çalışma vs. hak ve hürriyetimin garantisi olacak olanların kendileri bu hakka sahip değil ki! Mesela Polisler, trafik ve asayiş şubesinin yerel yönetimlere devri konusunda ne diyor? Jandarma kentten çekilirken Polisin görüşü alındı mı? İstihbaratın yeniden yapılandırılması, Adli Polis oluşturulması, Kent Polisi ve Ülke Polisi kavramlarına bakışları ne? Her bakanlığın geliştirdiği projelerini polisin sırtına yüklemesi konusundaki işin içinden çıkılmaz hal alan durumlar konusundaki düşünceleri ne? Hani derler ya, kelin ilacı olsa kendi başına çalar. Elin hırsızı, katili, uğursuzu, ayyaşı, dayakçısı, siyasi yakını olan serserisi yetmedi, görevden ve idarecilikten bihaber başındaki amirle muhatap olan polisin ve polis ailelerinin psikolojisini düşünen var mı? Polis çocuklarının ve eşlerinin refah ve mutluluk katsayısı, sağlık ve başarıları ne durumda, merak eden var mı? Bu oranları Türkiye ortalamaları ile karşılaştırın bakalım…

Polis, kendi içindeki sapmalarla baş edemiyor… Kendi içindeki haksızlıklarla baş edemeyenlerin, toplumda barış ve güvenliği sağlamaları mümkün mü?

Bu insanların örgütlenerek bireysel, sosyal, kültürel, mesleki, ekonomik hak ve statülerini iyileştirmeleri gerekiyor. Mevcut yapı içerisindeki kurumsal iyileştirme projelerinin birer oyalama taktiği olduğu görülmüştür. Her şeye dokunan siyasi iradenin bir elinin de polis teşkilatına dokunması, aksayan noktaları çözmesi, işlerine gelmese de bir zorunluluktur artık.

Birtakım yanlışlıklara dur denilebilmesi, daha iyiye ulaşmak adına taleplerin dile getirilebilmesi için sendikalaşmak zorunlu. Yoksa kapalı kapılar arkasında kol kırılıp yen içinde kalınca olan her kesime oluyor, Polis mevcut konumu ile topluma güven veremiyor... Oysa Polis herkes için var olmalı… İktidarların maşası, ensesi kalınların ayakçısı olarak çizile gelen görüntü son derece sakıncalı… El-Maşa ilişkisi gereği siyasi partilerin polis teşkilatındaki sorunlara el atmalarını beklemek beyhude olduğu için sendikalaşmak gerekli belki de… Polisin, kanundan güç almasını sağlayarak toplumun her kesimince kabul görebilmesi için sendikalaşmak gerekli… Polisin de, kanunlarla çizilmiş sınırlarda bağımsız bir erk olup herkesi kucaklayabilmesi için sendikalaşmak gerekli... İktidardaki siyasi iradenin de gücünü polisten değil, kanundan almasını sağlamak için polisin sendikalaşması gerekli...

Polise güveni zedeleyen en önemli unsurlardan biri de ilgisiz işlerin polis tarafından yürütülmesi… Bu işler yürütülürken de harçlar yanında, vakfa yardım vs. adlar altında adeta vatandaştan haraç kesilmesidir. Pasaport istek formları, araç ve sürücü belgeleri, silah ve av tüfeği belgeleri ile ticari plaka ve M.K.E.K.’nun ithal ettiği silahların satışı vs. işlemlerde kesilen vakfa yardım makbuzları polis ve vatandaşı sürekli karşı karşıya getirmektedir. Ticari bir faaliyet yürütülerek polis vakfına yardım karşılığında vatandaşa, isteğine özel harf veya rakam grubunu içeren araç plakalarının satılması, işlemlerde öncelik sağlanması ne kadar etik? Hizmetin amaç ve gayesini sadece para geliri elde etmeye endeksleyen, bu tür işlerde çalışan personel üzerinde de psikolojik baskılara zemin yaratan böylesi hizmetleri vermekten kurtarılmalıdır polis. Polisin, vakıf için zorunlu yardım geliri toplaması, bir vakfın da devletin yürüttüğü hizmet üzerinde ek bir külfet yaratarak adeta ek vergi salması ne kadar doğru? Bürokrasi tabii ki böylesi bir gücü elinden bırakmak istemeyebilir… Ancak siyasi karar mekanizmalarının da olanları görmezden gelmesi düşündürücüdür. Kurumların içerisinde çeşitli yollarla ek bütçe kaynakları oluşturulması, bazı ödeme kalemlerinin de buralardan karşılanarak genel bütçenin bu yolla rahatlatılması gerçekten dâhice bir buluş… Acaba siyasi iradeler; Emniyet Teşkilatı bir nebze elde ettiği gelirlerle kendi yağında kavruluyor… düşüncesi ile teşkilatın genel sorunlarını görmezden geliyor alabilirler mi? Bütün bunları geçin gelişen bilişim teknolojilerine rağmen vatandaşa bu konularda hala maddi-manevi bürokratik eziyet çektirilmesi vicdansızlık değil mi? Vatandaşınızı bu kadar mı hakir görüyorsunuz… Bazı şeyleri elinizde tutarak, zorlaştırarak menfaat, çevre, itibar kazandığınızı mı zannediyorsunuz… Aksine acınacak hale geliyorsunuz… Bu tür yanlış uygulamaların önüne geçerek, polise duyulan güven katsayısının yükseltilebilmesi için de belki sendika gerekli... Sendikalaşmak bütün bunları nasıl sağlayacak demeyin… Sorunların çözümünde bir kapı aralanacak, özgür ifadeler ve bilimsel ortamlarda her şey tartışılacak, çözümler küçük ve büyük ölçeklerde kendini gösterecektir… Bunun böyle olacağını da herkes biliyor ama… Çözümsüzlüğü devam ettirmek isteyen çıkar guruplarının önü alınamıyor… Ekonomik ve Siyasi rant elde eden gruplar ile kariyer yapma hırsında olan Kast örgütü el ele vermiş çözümsüzlük adına direniyorlar…

Şunu bir kere tespit etmeliyiz… Sorunların çözümünde tek bir sendikanın varlığını düşünmek saflık olur. Asıl amaç, çalışanın kendi yasal haklarını en iyi savunduğuna inandığı herhangi bir sendikaya üye olabilmesidir. Bu bağlamda mevcut sendikalara dahi üye olunabilmelidir. Aksi halde kurarsınız bir polis sendikası, mevcut düzenin devamından yana olan kast örgütü gelir sendika yönetimini ele geçirir, değişen hiç bir şey olmaz. Örnek mi? Polis sandığı… Polis evlerindeki uygulamalar…

Devlet hep 18 yaşındadır ya, Polisin de yaşlısı olmaz hep gençtirler… Genelde 59 yaşına gelmeden ölürler… Polis kimilerinin ön bahçesi, kimilerinin de arka bahçesidir... Polis çilesinin karşılığını alamaz, alamayacaktır da, şamar oğlanıdır vesselam… Türü algılamalar düşündürücüdür.

Teşkilatın bağlı olduğu merkezi ve siyasi yapılar, mevcut pozisyonlarını koruma adına sorunlar karşısında bugüne kadar susmuş, sorunların çözümüne yönelik hiçbir girişimde bulunamamıştır. 168 yıllık koca bir teşkilatın üst yapısı sadece; sorunları kimseye şikâyet etmeyin, dillendirmeyin, bizleri nafile yere meşgul etmeyin vs. söylemleri dışında, adil çözüm projeleri geliştirememiş, aksine yapı içerisinde yaşanan sorunların siyasi iradelere, sivil toplum örgütlerine yansımasının önüne de set çekmiştir. Neden acaba… Yoksa sorunlara çözüm bulunmasından mı korkuluyor…

Mesleğin hiçbir albenisi yok gibi görülüyor, ne var ki ekmek kapısı… Böyle olunca polisin en sık yaptığı dua “Allah’ım, çoluğuma çocuğuma başka hayırlı ekmek kapıları aç…” oluyor.

Yaşanan olumsuzlukların giderilmesine yönelik tek çare; geçmişte bu teşkilata zarar veren siyasiler, bürokratlar da dahil hiç kimsenin unutulmadığı, sürdürüle gelen ayak oyunu taktiklerinden ders çıkararak, satılmamış temsilcilerle, güçlü sendikalar bünyesinde yürütülecek faaliyetlerdir. Kurum içerisinde çalışanların, insan onurunu savunacak ve koruyacak en son çaresidir sendika.

Polis teşkilatını kimse Şükür süz görmesin… Zira Şükrün yerine getirileceği Merci bellidir… Haksızlığa karşı mücadelenin yapılacağı zemin de bellidir.

Öncesinde teşkilata katılan insanımız hep gariban kesimdendi ve belki de bu birilerinin en büyük şansıydı. İşte o gariban kesim ki ses çıkaramaz, Vatan-Millet-Sakarya ile işler her şekilde yürürdü. Sonraları cemaat kavramı ile uyutuldu bir müddet belki…  Ancak şimdilerde durum değişti... Artık Polis Teşkilatı çağdaş üniversitelerden mezun olmuş, at gözlüğü ile değil geniş bir dünya görüşü ile olayları değerlendiren, idealleri ve hedefleri ile onurlu insan duruşu sergileyen, Ülkesi ve Milletinin Polisi olma yolunda sadece Hak ve Adaletin üstünlüğüne inanmış bir yapıda... Bu meslek grubunun çağdaş normlarla tamamen yeniden yapılandırılmasını öteleyemezsiniz artık. Polisi paralı asker statüsünden kurtarıp kamu hizmeti gören bir memur statüsüne getirmelisiniz. Tabii ki arka planda polis teşkilatını da özelleştirme, bir yerlere devretme planınız yoksa…


Saygılarımla 28.04.2012…